psikoloji

2.045 anlam
  • algılanmak (nesne almayan fiil), psikoloji.
  • algılaştırma Duyumsal öğeleri anlamlı yeni bir bütün olarak örgütleme ya da eski bir algıya yeni bir anlam verme.
  • algısal bütünlük Bir varlığın, bir nesnenin, soyut özellikler ya da ayrıntılar toplamı olarak değil, tümüyle algılanmasından oluşan bütünlük. (Bir arada bulunan türlü
  • algısal devimsel öğrenme Sözlü olmayan nesnel bir uyaran karşısında devimsel bir tepki yapmayı öğrenme.
  • algısal kurgu Genellikle çevreyi, belirli bir kalıba uygun olarak algılama eğilimi.
  • algısal öğrenme Bireyin çevresindeki nesne ve varlıkları algılayarak öğrenmesi ya da önceden öğrendiklerini yeni algılarla değiştirmesi.
  • algısal örüntü Biçim-fon, karşıtlık-benzerlik, türlü zaman ve uzay ilişkileri gibi öğeleri kapsayan, kendi içinde de bir bütünlüğü bulunan duyumsal veriler.
  • algısal tümevarım Duyusal süreçlerin tüm bir algıda yardımcı öğeleri de harekete geçirmesi. (Her engel karşısında bütün gücü ile frene basan sürücüyü görenin de aynı ka
  • algısal yapı Algılamanın parçaları arasındaki ilişkiler.
  • algofili Acı hissi veren şeylerden hoşlanma.
  • algolagni Çektiği acıdan zevk alma.
  • alıcı sinirler Toplanan duyumları beyin özeğine ileten sinirler.
  • alık Anlıksal yetersizliği en aşağı düzeyde olan (kişi).
  • alıklık Anlıksal yetersizliğin en aşağı düzeyi. (Genellikle anlak bölümleri 0-30 arasında olur.)
  • alınganlık Kişinin, benliğine güveninin eksikliği yüzünden, kendisine yöneltilen eleştirilere aşırı tepki gösterme durumu.
  • alınganlık sabuklaması Başkalarınca yapılan davranışların kendini kötülemek ya da küçük düşürmek için yapıldığı kanısı.
  • alışkanlık çöküntüsü Erken bunamalılarda rastlanan ve kişinin düzgülü yaşayışının belirtileri olan, temizlik, büyük ve küçük aptestin tutulması, görgü kuralları gibi alışk
  • alışkanlık edinme Birtakım yalın davranışları, düzenli ve sürekli olarak yineleyecek biçimde öğrenme.
  • alıştırma sınırı Alıştırmanın öğretilmek isteneni öğrenmeye ya da kökleştirmeye yaramayacak duruma geldiği sınır.
  • alıştırma yasası Öteki değişkenler eşit tutulursa, belirli bir iş üzerindeki uğraşının aynı iş üzerinde daha sonraki uğraşıyı kolaylaştıracağı yolundaki bir genelleme.
  • alkol çıldırışı Alışkanlık halinde ve aşırı derecede içki kullanmanın yarattığı ağır bir çıldırı.
  • alloestezi Bazı duyuların gerçekten uyarılan yerde değil başka bir yerde kendini göstermesi.
  • almaç dizgesi Canlının kendi gövdesi ya da çevresinde baş gösteren değişmeleri alıp beyine ulaştıran dizge.
  • alt yan kötürümlüğü Gövdenin alt yanında ya da bacaklarda baş gösteren kötürümlük.
  • amaç basamakları varsayımı Bir canlının zaman ve yer yönünden ereğine yaklaştıkça artan bir canlılık ve hareketlilik göstereceğini ileri süren bir kuram.
  • amaç erkesi Amaca yönelmiş davranışların gerisindeki dürtücü erke.
  • amaçlı kaza Bilinçaltı güdülerin etkisiyle ortaya çıkan kaza.
  • amaçlı unutma Bilinçte bulunması kişiyi tedirgin eden bilgi, anı ve yaşantıların baskıya alınarak bilinçaltına atılması.
  • amaçlılık kuramı Davranışın bilinçli ya da bilinçsiz olarak bir erek ve sonuca doğru çabalama ya da itilme özelliği gösterdiğini, bu özelliğin de salt mekanik, kimyasa
  • amaçlılık ruhbilimi Davranışı, mekanik ya da fizyolojik bir etkinlik değil, amaçlılık özelliği taşıyan bir etkinlik olarak ele alıp inceleyen ruhbilim türü.
  • amal i eşkal bk. işlev bozukluğu
  • ameliye ruhiyatı bk. işlem ruhbilimi
  • ames deneyleri Derinlik algısına yol açan türlü belirtilerin gösterildiği bir dizi durum. (Çatışma durumundaki belirtiler ortadan kaldırılınca derinlik algısında tür
  • amnestik Hafıza kaybına yol açan zehirli maddeler ve beyni etkileyen travmalar.
  • an olgunluğu Bireyin an gelişiminde erişebileceği ortalama yetişkinlik düzeyi.
  • an sapıklığı varsayımı Kimi ruh hastalıklarının örgensel nedenlere değil, anla ilgili işlevsel nedenlere dayandığını savunan görüş.
  • ana baba imgesi Çocuk ya da yetişkinin, küçüklüğünde ana babasının nasıl bir kişi olduğuna ilişkin anısından oluşan imge.
  • ana düşünce ölçeri Yazılı bir parça içindeki ana düşüncenin anlaşılıp anlaşılmadığını değerlendiren bir ölçer.
  • ana izlenimlerinin etkisi Annenin gebelik dönemindeki yaşantı, duygu ve düşüncelerinin gelişen dölütü doğrudan doğruya etkilediği kanısı. (Bilimsel dayanağı yoktur.)
  • ana karmaşası Kız ya da erkek çocuğun anasına karşı geliştirdiği aşırı duygusal bağlılık.
  • ana kuzusu Annesi ya da onun yerine geçen başka bir yetişkine aşırı derecede bağımlı olan kişi.
  • anabenzerini seçme Seveceği kişiyi, bilinçli ya da bilinçsiz olarak ilk çocukluk çağlarında bağlandığı anne ya da süt annesine benzeyenlerden seçme.
  • anaerkil aile Döllerin, kalıt ve benzerlerinin anaya bağlı olarak işlem gördüğü bir aile türü. 2-Yetkenin anada ya da ailenin kadın başkanında toplandığı aile türü.
  • analık davranışı Canlı türlerinin çoğunun dişilerinde rastlanan, yavrularının bakım, koruma ve yetiştirilmesiyle ilgili olan davranış.
  • analık dürtüsü Herhangi bir canlı türünün dişisinin, yavrularını beslemek, barındırmak, korumak gibi davranışlarını ortaya çıkaran dürtü.
  • ancak izlenebilen ayrım Deneysel durumlarda, birisi, algı eşiğinin biraz üstünde olan iki uyaran arasında ayırt edilen en küçük ayrım.
  • ancak izlenebilen ayrım yöntemi Herhangi bir türden canlı deneklerin, nesneler ve uyaranlar arasında ayırt edebildikleri en küçük ayrımı saptamakta kullanılan bir yöntem.
  • anhilognozi Dokunma duyusunda bozukluk.
  • anı karışıklığı Gerçek olmayan bir anının gerçekmiş sanılması.
  • anıda tutma Öğrenilen bir konu ya da davranışı, bir süre kullanmayıp gerektiğinde anımsayacak biçimde bellekte saklama.