delili ihtira ne demek?

  1. Cenab-I Hakk'ın yeniden icad ederek yarattığı şeylerden meydana gelen, kendi zatına mahsus delil. Buna misal olarak birini zikredebiliriz:(Cenab-ı Hak hususi eserlerine menşe ve kendisine layık kemalatına me'haz olmak üzere her ferde ve her nev'e has ve müstakil bir vücud vermiştir. Ezel cihetine sonsuz olarak uzanıp giden, hiçbir nev' yoktur. Çünkü bütün enva'; imkandan vücub dairesine çıkmamışlardır. Ve teselsülün de batıl olduğu meydandadır. Ve alemde görünen şu tegayyür ve tebeddül ile bir kısım eşyanın hudusu, yani, yeni vücuda geldiği de göz ile görünüyor. Bir kısmının da hudusu zaruret-i akliye ile sabittir. Demek, hiçbir şeyin ezeliyyeti cihetine gidilemez.Ve keza, ilm-ül hayvanat ve ilm-ün nebatatta isbat edildiği gibi, envaın sayısı iki yüz bine baliğdir. Bu nev'ler için birer adem ve birer evvel baba lazımdır. Bu evvel babaların ve ademlerin daire-i vücubda olmayıp ancak mümkinattan olduklarına nazaran behemehal, vasıtasız, kudret-i İlahiyyeden vücuda geldikleri zaruridir. Çünkü, bu nev'lerin teselsülü, yani, sonsuz uzanıp gitmeleri batıldır. Ve bazı nev'lerin başka nev'lerden husule gelmeleri tevehhümü de batıldır. Çünkü, iki nev'den doğan nev, alelekser ya akimdir veya nesli inkıtaa uğrar. Tenasül ile bir silsilenin başı olamaz.Hülasa: Beşeriyet ve sair hayvanatın teşkil ettikleri silsilelerin mebdei en başta bir babada kesildiği gibi, en nihayeti de son bir oğulda kesilip bitecektir. İ.İ.) (Osmanlıca'da yazılışı: delil-i ihtira')

delili imkani

  1. İmkana ait olan delil. $ayeti ile işaret edilmiştir. Bu delilin hülasası: "Kainatın ihtiva ettiği zerrelerden her birisinin gerek zatında, gerek sıfatında, gerek ahvalinde ve gerek vücudunda gayr-i mütenahi imkanlar, ihtimaller, müşkülatlar, yollar, kanunlar varken; birdenbire o zerre gayr-i mütenahi yollardan muayyen bir yola süluk eder. Ve gayr-i mahdut hallerden bir vaziyete girer. Ve gayr-i ma'dut sıfatlardan bir sıfatla vasıflanır. Ve doğru bir kanun üzerine mukadder bir maksada, harekete başlar ve vazife olarak uhdesine verilen herhangi bir hikmet ve bir maslahatı derhal intac eder ki, o hikmet ve o maslahatın husule gelmesi ancak o zerrenin o çeşit hareketiyle olabilir. Acaba o kadar yollar ve ihtimaller arasında o zerrenin macerası, lisan-ı haliyle, Sani'in kasd ve hikmetine delalet etmez mi?İşte her bir zerre, müstakillen kendi başıyla Sani'in vücuduna delalet ettiği gibi, küçük büyük herhangi bir teşekküle girerse veya herhangi bir mürekkebe cüz' olursa, girdiği ve cüz' olduğu o makamlarda kazandığı nisbete göre Sani'ine olan delaletini muhafaza eder. İ.İ.) (Osmanlıca'da yazılışı: delil-i imkâni)

delili inayet

  1. Allah'ın inayetinin tecellisinden gelen ve kainatta görülen hikmet ve maslahatlara uygun en mükemmel nizam ve tam esaslı san'at; ve kainattaki eşyaların menfaat ve faydalarını bildiren ayetler, bu inayet delilini gösteriyorlar.(Saniin vücud ve vahdetine işaret eden delillerden biri de İnayet delili'dir. Bu delil; kainatı ve kainatın eczasını ve envaını ihtilalden, ihtilaftan, dağılmaktan kurtarıp bütün hususatını intizam altına almakla kainata hayat veren nizamdan ibarettir. Bütün maslahatların, hikmetlerin, faidelerin, menfaatlerin menşei, bu nizamdır. Menfaatlerden, maslahatlardan bahseden bütün Ayat-ı Kur'aniye, bu nizam üzerine yürüyor ve bu nizamın tecellisine mazhardır. Binaenaleyh, bütün mesalihin, fevaidin ve menafiin mercii olan ve kainata hayat veren bir nizam; elbette ve elbette bir nazımın vücuduna delalet ettiği gibi, O nazımın kasd ve hikmetine de delalet etmekle, kör tesadüfün vehimlerini nefyeder.Ey insan! Eğer senin fikrin, nazarın şu yüksek nizamı bulmaktan aciz ise ve istikra-i tam ile, yani umumi bir araştırma ile de o nizamı elde etmeye kadir değilsen, insanların telahuk-u efkar denilen fikirlerinin birleşmesinden doğan ve nev-i beşerin havassı (duyguları) hükmünde olan fünun ile kainata bak ve sahifelerini oku ki, akılları hayrette bırakan o yüksek nizamı göresin.Evet, kainatın herbir nev'ine dair bir fen teşekkül etmiş veya etmektedir. Fen ise kavaid-i külliyeden ibarettir. Kaidenin külliyeti ise, nizamın yüksekliğine ve güzelliğine delalet eder. Zira nizamı olmayanın külliyeti olamaz. Mesela: Her alimin başında beyaz bir imame var. Külliyetle söylenilen şu hüküm, ulema nev'inde intizamın bulunmasına bakar. Öyle ise, umumi bir teftiş neticesinde fünun-u kevniyeden herbirisi, kaidelerinin külliyeti ile kainatta yüksek bir nizamın bulunmasına bir delildir. Ve herbir fen nurlu bir bürhan olup, mevcudatın silsilelerinde salkımlar gibi asılıp sallanan maslahat semerelerini ve ahvalin değişmesinde gizli olan faideleri göstermekle Saniin kasd ve hikmetini ilan ediyorlar. Adeta vehim şeytanlarını tardetmek için herbir fen, birer necm-i sakıbdır. Yani, batıl vehimleri delip yakan birer yıldızdırlar.Ey arkadaş! O nizamı bulmak için umum kainatı araştırmaktansa, şu misale dikkat et, matlubun hasıl olur.Göz ile görünmeyen bir mikrob, bir hayvancık, küçüklüğüyle beraber pek ince ve garib bir makine-i İlahiyeyi havidir. O makine mümkinattan olduğundan, vücud ve ademi, mütesavidir. İlletsiz vücuda gelmesi muhaldir. O makinenin bir illetten vücuda geldiği zaruridir. O illet ise, esbab-ı tabiiyye değildir. Çünki, o makinedeki ince nizam, bir ilim ve şuurun eseridir. Esbab-ı tabiiyye ise; ilimsiz, şuursuz, camid şeylerdir. Akılları hayrette bırakan o ince makinenin esbab-ı tabiiyeden neş'et ettiğini iddia eden adam, esbabın herbir zerresine Eflatun'un şuurunu, Calinos'un hikmetini i'ta etmekle beraber; o zerrat arasında bir muhaberenin de mevcut olmasını itikad etmelidir. Bu ise, öyle bir safsata ve öyle bir hurafedir ki, meşhur sofestaiyi bile utandırıyor. Maahaza, esbab-ı maddiyede esas ittihaz edilen kuvve-i cazibe ile kuvve-i dafianın, inkısama kabiliyeti olmıyan bir cüz'de birlikte içtimaları iltizam edilmiştir. Halbuki bunlar birbirlerine zıt olduklarından, içtimaları caiz değildir. Fakat, cazibe ve dafia kanunlarından maksat adatullah ile tabir edilen kavanin-i İlahiyye ise ve tabiatla tesmiye edilen şeriat-ı fıtriyye ise, caizdir. Lakin kanunluktan tabiata, vücud-u zihniden vücud-u hariciye, umur-u itibariyyeden umur-u hakikiyyeye, alet olmaktan müessir olmaya çıkmamak şartiyle makbuldür. Aksi takdirde caiz değildir.Ey arkadaş! Misal olarak gösterdiğim o küçük hurdebini hayvancığın yani mikrobun büyük fabrikasındaki nizam ve intizamı aklın ile gördüğün takdirde başını kaldır, kainata bak! Emin ol ki, kainatın vuzuh ve zuhuru nisbetinde o yüksek nizamı, kainatın sahifelerinde pek zahir ve okunaklı bir şekilde görüp okuyacaksın.Ey arkadaş! Kainatın sahifelerinde "Delil-ül-İnaye" ile anılan nizama ait ayetleri okuyamadı isen sıfat-ı kelamdan gelen Kur'an-ı Azimüşşan'ın ayetlerine bak ki, insanları tefekküre davet eden bütün ayetleri şu delil-ül-inaye'yi tavsiye ediyorlar. Ve ni'metleri ve faideleri sayan ayetler dahi, delil-ül inaye denilen o yüksek nizamın semerelerinden bahsediyorlar. Ezcümle: Bahsinde bulunduğumuz şu ayet $cümleleriyle o nizamın faidelerini ve nimetlerini koparıp insanlara veriyorlar. İ.İ.) (Osmanlıca'da yazılışı: delil-i inayet)

ihtira

  1. Bilinmeyen bir şeyi keşfetmek
  2. Yeni bir şey bulma, türetme.
  3. Bkz. buluş
  4. İcat etmek
  5. Önceden keşfedilmemiş
  6. (en)Erfindung.
  7. (en)Invention.

Türetilmiş Kelimeler (bis)

delili imkanidelili inayetdelili innıdelili aklıdelili arşı ve süllemıdelili naklıdelili süllemıdeliliğe vurmakdeliliği belgelenmişdelilikdelildelil açmadelil ambalajlamadelil dermeyanıdelil etiketiihtiraihtira beratıihtira hukukuihtira prensibiihtira seviyesiihtira vasfıihtirabihtiradan ammenin faydalanmasıihtiragerdeihtiraıihtibaihtibakihtibalihtibarihtibarı içtimaiyat
Yorumunuzu ve bilginizi paylaşın