ceza ne demek?
- Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü yaptırım
... kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
AnayasaCezasını tamamlayana kadar tek kişilik bir koğuşta kalmış.
A. Ümit - Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım.
O, olası ihanetim için cezalardan ceza beğenirken, ben de elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyordum.
E. Şafak - Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı devletin koyduğu sınırlama.
- Bk. ödek
- karşılık, mukabil, ivaz.
- Az nesne. (Osmanlıca'da yazılışı: cez'a)
- Hüzünle ağlayıp sızlanmak. Sabırsızlık yüzünden telaş ve teessür göstermek.
- Karşılık, mukabil, ivaz. Cürüm veya günah işleyenlere verilen azab.
Pain.
Punishment, penalty.
Lacing.
Sanction.
Penance.
Payoff.
Discipline.
Retribution.
Recompense.
Imposition.
Infliction.
Forfeit.
Correction.
Fine.
Penalty.
Punishment.
Punitive.
Penal.
Criminal.
Sconce.
Peine
ödek
- Bk. poliçe
- Kural dışı, yakışıksız bir davranışta bulunan ayaktopu oyuncusuna verilen, oyuncunun para vermesini gerektiren ya da onu belirli bir zaman, kimi kez de ömür boyu oynamaktan uzaklaştıran karşılık.
Suspension.
ceza alanı
- Futbolda bir oyuncunun bilerek yaptığı kural dışı davranışın penaltı ile cezalandırıldığı veya kalecinin topu elle tutmasına izin verildiği alan, penaltı alanı, ceza sahası, penaltı sahası.
- Bk. ödek alanı
Penalty area.
Crease.
ceza almamak
Go unpunished.
