gösterim sanatları

2.624 anlam
  • akustik bkz. yankıdüzen
  • akyüzlü soytarı Suratını ak boyayan klasik soytarı tipi. Giysisi altın pulludur.
  • alan otomatik Eski Roma'da açık hava gösterisi yapılan geniş yer.
  • alan çiti Yırtıcı hayvanlarla yapılan gösteriler sırasında, gösteri alanı ile seyirciler arasına konulan yüksek demir parmaklık.
  • alan girişi Sanatçıların girdiği ve hazırlıkların yapıldığı, oyun alanına girişin sağlandığı yer.
  • alan görevlisi Alanın temizliğini yapan ve alanı düzenleyen kişi.
  • alan perdesi Gerekli olduğu yerlerde kullanılan gösteri perdesi.
  • alan sorumlusu Gösteri alanının düzeninden ve temizliğinden sorumlu kişi.
  • alan tiyatrosu Açık havada, bir alan üzerine kurulmuş tiyatro.
  • alevyiyen Ağzındaki özel bir karışım yoluyla alev çıkaran ya da alev alev yanan çırayı ağzına sokup söndüren kişiye verilen ad.
  • alınlık Sahne çerçevesinin üst parçası.
  • alkış İnsanın yaşamı yararına yapılmış olan olumlu bir işi, eylemi ya da yaratıyı onaylamakta ve övmekte uygulanan, iki elin avuçlarını birbirine vurarak çı
  • alkışçı Bazı tecimsel tiyatrolarda, oynanan oyunu seyirciye onaylatmakta etkili olmak için parayla tutulan kişi. bk. şakşakçı.
  • allegro 1-Doğaçlama tiyatrosundaki müzikte çabuk hareketler. 2 - Müzikte çabuk ve hareketli hız simgesi.
  • alman perdesi Yukan doğru yükselerek açılan tiyatro perdesine verilen ad.
  • alt ışık dizgesi Sahne tabanını ön kesimde boydan boya kaplayan, bir kutu içinde toplanmış, belli sayıda, merceksiz, ışıklar dizisi.
  • alt ızgara Sahne makaralarının ve mekanik düzenin bulunduğu sahne tavanındaki ızgaraların tümü.
  • alt özel bölme Tiyatronun taban katında seyir yerlerinin biraz üstünde kalan loca.
  • alt sahne Asıl sahnenin altında bulunan ve çoğu kez çalışmalarda kullanılan oyun alanı
  • alt sahne aygıtları Büyük tiyatrolarda, sahne altında bulunan ve iner-çıkarlı, döner, kayar sahneleri hareket ettiren aygıtlar bütünü.
  • altı karış Türk gölge oyunu'nda cücelere verilen ad. Bunların uzun bir soytarı külahı ve kimi kez de külahın ucunda feneri vardır. bk. beberuhi, pişbop.
  • altın çağ Doruğunu Aydınlanma Çağı'nda bulan ön altıncı yüzyıl ortalarından on sekizinci yüzyıla dek gelişen bir süreç içinde yetişmiş olan büyük oyun yazarları
  • altında Sahnenin seyirciye yakın kesimi. bk. sahne aşağısı.
  • alto Pes uzamda kalın kadın sesi.
  • alttan ışıklama Özel etki yaratmada kullanılan ve aşağıdan yukarıya doğru verilen ışıklama.
  • alttan yönetilen kukla Sahnenin altından yönetilen kukla türü. Örnek : El kuklası.
  • amatör bk. özenci
  • amatör kumpanya bk. özenci topluluk
  • amatör tiyatro bk. özenci tiyatro
  • amfitiyatro bk. basamaklı tiyatro
  • amplifikatör bk. sesbüyütür
  • amuda kalkma bk. eller üstüne kalkma
  • ana akım kesici Tüm akımların toplandığı ve gönderildiği konsol.
  • ana çadır Seyircilerin bulunduğu ve gösterilerin düzenlendiği büyük çadır.
  • ana çevirgeç Tiyatro sahnesindeki uzaktan denetimli tüm aygıtları ve tüm ışıkları kapatıp açan ya da değiştiren düzen.
  • ana dağıtım odası Kent elektriğinin girdiği ve tiyatro yapısının tüm elektrik çevrimlerinin dağılımını sağlayan yer.
  • ana fikir bk. asal düşünce
  • ana giriş Seyir yerine büyük giriş kapısı.
  • ana kablo Tiyatro sahnesinin ve seyir yerinin tüm ışıklarını besleyen, yüksek dirençli, dışı çok iyi yalıtılmış kalın kablo.
  • ana makara Sahnede askı halatlarının toplandığıana makara.
  • ana olay dizisi Oyunun asal dokusunu kuran ana olayın gelişimi.
  • ana perde Sahneyi salona açan ve kapayan büyük perde.
  • ana priz Sahnede bulunan, yüksek dirençli büyük priz.
  • ana sahne Gösterinin düzenlendiği sahne.
  • ananevi temaşa bk. geleneksel gösteri
  • anaparacı Bir tiyatronun çalışması ya da oynanacak oyun için para koyan kişi.
  • anapiyesmata Antik Yunan tiyatrosunda ruhları yeryüzüne getiren, elle hareket ettirilen ilkel bir iner-çıkar.Dgr.: Yun. anapiesmata
  • anlam karşıtlığı Karşıt anlamlı sözcüklerin bilerek bir araya getirilmesi
  • anlamsızlık tiyatrosu İnsanın doğaya ve yaşama olan giderek artan uymusuzluğunu, doğadan kopmuşluğunu ye yabancılaşmasını bir insanlık durumuymuş gibi kabul eden, bunun içi
  • anlatı Anlatılacak şey.