çabuk ne demek?
- Uygarlaşmamış (kavim, topluluk)
Barbar akınlarından beri bu yollarda gördüğüm en asil atlısın.
Y. K. Beyatlı - Kaba saba, ilkel
Bu vaziyeti haber alan köylüler türlü barbar aletlerle şehir ahalisini korumak üzere kasabaya yürümüşlerdi.
S. F. Abasıyanık - Kaba ve kırıcı.
- Çabucak
Çabuk ve kolay bir konuşma tarzı vardı.
R. N. Güntekin - Alışılandan veya gösterilenden daha kısa bir zamanda, tez, yavaş karşıtı
Yazıma çabuk cevap geldi.
A. Gündüz - "Acele et, oyalanma" anlamlarında bir seslenme sözü.
Quick.
Fast.
Swift.
Hasty.
Speedy.
Early.
Expeditious.
Hurry-up.
Light-footed.
Lissom.
Lissome.
Nimble.
Precipitous.
Presto.
Prompt.
Rapid.
Ready.
Sharp.
Snappy.
Quick-action.
Quickly.
Swiftly.
Soon.
Apace.
Pronto.
In good time.
In double time.
Crisp.
Immediate.
Smart.
Speedily.
Impetuous.
At a rate of knots.
Like the clappers.
Mercurial.
Pressing.
Promptly.
Like the wind.
çabuk ağlayan
Sniveling, snivelling [Brit.].
çabuk alevlenir
Volatile
