|
zamanı dolmak
-
Bir iş için ayrılan süre sona ermek.
-
Breathing space.
-
Dolu duruma gelmek.
-
Bitkiler olgunlaşmak, erginleşmek
Örnek:
Gök ekini biçer gibi!.. Başaklar daha dolmadan. T. Buğra
-
Bir yere iyice yayılmak, kaplamak
Örnek:
Oda sigara dumanı dolmuştu. S. F. Abasıyanık
-
Bir yerde pek çok eşya veya kimse toplanmak, kalabalık duruma gelmek
Örnek:
Kıştan kurtulur kurtulmaz deniz kenarları insanla, sandalla dolar. S. F. Abasıyanık
-
Süre, hesap tamamlanmak.
-
Sabrı tükenip öfkesi taşacak duruma gelmek.
-
Fill. be full. swell. clog. congest. lapse. swim.
-
Fill. be full. swell. clog. congest. lapse. swim. charge.
-
To get full. to be filled. to be packed with. to be completed. to come to an end. fill. fill up. well.
-
Go out to
-
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
Örnek:
İş bittikten sonra denize karşı sigara içilir. S. F. Abasıyanık
-
Bir değer yaratan emek.
-
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev
-
Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü.
-
Kamu yararına yapılan işler.
-
Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma.
-
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek
-
İş yeri
-
Bir mal veya hizmet üretmek için harcanan emek.
-
Tarım, sanayi ve hizmetler gibi çeşitli iktisadi alanlarda yürütülen etkinlikler.
-
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek.
-
Birinden istenen hizmet veya ona verilen görev.
-
Bir kuvvetin etki noktasını devindirmesi. İş, kuvvetin yol boyunca birleşeni ile alınan yolun çarpımına ya da 'kuvvet yönleci ile yol yönlecinin sayıl çarpımına eşittir.
-
Job. working. occupational. regulation. biz. work. things to do. job. occupation. profession. business. trade. concern. affair. function. piece of work. works. working. activity. appointment. assignment. ball game. billet. calling. cause. commerce. d.
-
Act. action. affair. appointment. assignment. berth. business. commission. concern. deal. dealing. dealings. deed. duty. employment. field. function. handiwork. job. labour. matter. occupation. occupational. office. operation. position. post. profession. pursuit. service. show. situation. task. trade. transaction. undertaking. work. working. workpiece.
-
Act. business. work. job. action. affair. commerce. employment. matter. occupation. profession. service. task. trade. duty. mission. the chief problem. something worth doing. agency. term. avocation. billet. biz. boom. breeze. commercial operation. commis.
-
profession.
-
job
-
work.
-
Business, activity.
-
work
-
Arbeit
-
travail
süre(nedir ne demek)
-
Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet
Örnek:
Hükümdar gibi davrandığınız sürece hükümdar sayılırsınız. T. Oflazoğlu
-
Time. span. continuance. duration. bout. interval. length. period. respite. run. space. stretch. term. while.
-
Duration. grace. period. season. space. spell. term. time. while.
-
duration.
-
Screen time
-
notice
-
duration
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|