|
yetersiz
-
Gerekli bilgi ve yeteneği olmayan, yeterliği olmayan, kifayetsiz, ehliyetsiz.
-
Eksiği olan, yetecek kadar olmayan.
-
Gereken, istenen niteliği olmayan.
-
Verimli olmayan.
-
Defective. deficient. disqualified. exiguous. half-way. handicapped. inadequate. incapable. incommensurate. incompetent. inconclusive. inefficient. ineligible. insufficient. meager. meagre. powerless. scant. scanty. scrimp. scrimpy. shoestring. short.
-
Deficient. impotent. inadequate. incompetent. inconclusive. inefficient. insubstantial. insufficient. meager. poor. powerless. scanty. short. skimpy. slender. subnormal. substandard. unequal. unqualified. weak. incapable.
-
İnsufficient. deficient. exiguous. hopeless. inadequate. incommensurate. incompetent. meagre. poorly. ropy. scant. scanty. slim. in short supply. thin. unsatisfactory. ropey.
-
insufficient
-
Yapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip
Örnek:
Bize gerekli olan şey, adamakıllı bir harita, bir de kılavuz. H. E. Adıvar
-
Necessary. essential. wanted. requisite. imperative. indispensable. material. needful. obligatory. ought.
-
Due. essential. imperative. indispensable. integral. necessary. required. requisite. needed.
-
Necessary. required. needed. integral. mandatory. material. needful. positive. requisite. serviceable.
bilgi(nedir ne demek)
-
İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat.
-
Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf
Örnek:
Babası, önce ona, Mazlume ve ailesi hakkında birçok bilgi vermişti. H. E. Adıvar
-
İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf.
-
Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler, malumat.
-
Bilim.
-
Kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam.
-
Bireylerin öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile çaba sarfederek elde ettiği olgular.
-
Bireylerin herhangi bir çaba sarfetmeksizin ulaştığı dışardan verilen olgular.
-
Doğanın nesne ve olayları üzerinde kuramsal ya da görgül yoldan öğrenilen şey.
-
Bir dizgenin, kendi durumunu bir im aracılığıyla başka bir dizgeye bildirmesinin nitel etkeni
-
Renkli televizyonda, parlaklık ve renkliliği belirleyen radyoelektrik imlerin nitel etkeni.
-
Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek. 2. Bilim.
-
information
-
Knowledge. learning. cognizance. information. info. data. know-how. acquaintance. conveyance. dope. inside dope. gen. gleanings. griff. griffin. intelligence. line. lore. notice. report. savvy. word. instructions.
-
Data. fact. information. knowledge. learning. lore. report. science. snippet. steer. word.
-
İnfo. information. knowledge. acquirements. cognizance. data. dope. griff. intelligence. ken. know. know- how. known. known- how. learning. lore. notion. report.
-
knowledge.
-
info
-
Information
-
Kenntnis
-
information
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|