|
yer alıştırmaları
-
El ve bütün vücut bölümleri için, yeri bir dayanak yüzeyi veya bir tür araç gibi kullanarak düzenlenen hareketler.
-
Exercises on the floor
-
Exercices gym. au sol
-
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân
Örnek:
İzinsiz bir yere gitmek ne haddime? M. Ş. Esendal
-
Gezinilen, ayakla basılan taban
Örnek:
Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu. H. Taner
-
Bulunulan, yaşanılan, oturulan şehir, kasaba, mahalle
-
Durum, konum, vaziyet.
-
Ülke, bölge.
-
Görev, makam
Örnek:
Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz? M. Ş. Esendal
-
Önem.
-
Yerküre.
-
Dışarıdaki çevirimlerin gerçekleştirildiği uzay.
-
Location
-
Terraneous. earth. premises. footing. whereabouts. glebe. ground. locale. locality. location. locus. mother earth. place. position. post. quarter. room. seat. site. situation. situs. slot. space. spot. stand. standing. station. stead. terrain. ubiety.
-
Ground. earth. landmark. locality. location. place. point. position. room. seat. site. situation. space. spot. stand. station. stead.
-
Location. floor space. ground. land. lieu. locale. locality. locus. place. room. seat. slot. spot. spot of land. station. stead. terrain. way. world.
-
Aufnahmegelande, Aufnahmeort, Drehort, Schauplatz, Standort, Motiv, Originalmotiv
-
Heu
alıştırma (nedir)
-
Bir beceriyi, bilgiyi kazanmak için yapılan tekrar, temrin, talim, egzersiz.
-
İdman.
-
Alıştırmak işi.
-
Vücudun, biyolojik yönden gelişimini sağlayan devinim çalışması.
-
Motor parçaları yeniyken, yüzey pürüzlerini gidermek ve boyutsal uyum sağlamak için yapılan ön çalıştırma.
-
Addiction.
-
Drill. exercise. lapping. practice. shakedown.
-
Exercise.
-
Exercise
-
Break-in
-
Einlaufen
-
Exercice
-
Rodage
-
Eksiksiz, tam
Örnek:
Güller bütün güller bu sabah / Bir ağızdan şarkı söyler gibi açıyor her bahçede. N. Cumalı
-
Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi
Örnek:
Bütün civar köylerde onu sevmeyen yoktu. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Bozuk olmayan (para).
-
Parçalanmamış.
-
Birlik, tamlık
Örnek:
Şiirde bir bütünün lüzumuna inananlar bile mısralar arasında birtakım aralıklar kabul eder. O. V. Kanık
-
Tümel niceleyicinin Türkçe'deki bir karşılığı.
-
Eksiksiz, tüm.
-
Whole. entire. complete. total. all. every. solid. undivided. gross. all-out. aggregate. clear. continuum. out-and-out. round. sheer. unbroken. utter. one and only. the whole. the total. entire. gross. totality. complement. holo-. omni-. pan-. all ov.
-
Aggregate. all. entire. entirety. grand. intact. total. whole.
-
Whole.
-
İnsan veya hayvan gövdesi, beden
Örnek:
Koltukta vücudunu bir yandan bir yana çevirirken âdeta inliyor. R. N. Güntekin
-
Var olma, varlık.
-
Bk. varoluş
-
Personal. somatic. body. corporality. flesh. form. organism. person. system.
-
Body. flesh. the flesh. existence. being.
-
Being existence. body. figure. flesh. frame. subsistence.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|