|
yazmak
-
Söz ve düşünceyi özel işaret veya harflerle anlatmak
Örnek:
Büyük bir heyecan, bir haz içinde şu satırları yazıyorum. Ö. Seyfettin
-
Yazı ile anlatmak, yazıya dökmek.
-
Yazar olarak görev yapmak.
-
Yazı ile bildirmek, haber vermek
-
Bir bilim veya edebiyat eseri oluşturmak.
-
Sayaç vb. sayılarla niceliği belirtmek.
-
Kaydetmek.
-
Bir göreve almak.
-
Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek yaklaşma bildiren birleşik fiiller oluşturur.
-
Clock up. commit to paper. compose. conceive. write down. draw. draw up. enroll. enter. grind out. indite. inscribe. note. note down. pen. put down. put on paper. record. reduce to writing. register. set. set down. take down. write. write out.
-
Compose. contribute. enter. inscribe. pen. put. record. write.
-
Burn-In. type. write. print. register. to write. to enroll. to register. to enlist. to sign sb on. to write articles for. to write for (a newspaper. cover. indite. inscribe. make out. make up. mark. matriculate. put down. record. set down. take down.
-
Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, laf, kavil
Örnek:
Söz var, iş bitirir; söz var, baş yitirir. Atasözü
-
Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük.
-
Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi
Örnek:
Yer yer birçok türküde rastladığımız beylik sözler de vardı içinde. B. R. Eyuboğlu
-
Kesinlik kazanmayan haber, söylenti.
-
Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme.
-
Müzik parçalarının yazılı metni, güfte.
-
Wordy. word. say. saying. expression. talk. term. verbalism. promise. faith. commitment. committal. statement. assurance. engagement. pledge. plight. sentence. spiel. vocable. voice.
-
Wordy. word. say. saying. expression. talk. term. verbalism. promise. faith. commitment. committal. statement. assurance. engagement. pledge. plight. sentence. spiel. vocable. voice. foregoing. parole. remark. undertaking.
-
Allegation. expression. promise. remark. word. utterance. statement. asseveration. assurance. covenant. expletive. hearsay. observation. pledge. profession. saying. speech. talk. tongue. undertaking. verbalism. vocable. voice.
-
Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan
Örnek:
Kendisini özel olarak görmek istediğini söyledi. F. R. Atay
-
Bir kişiyi ilgilendiren veya kişiye ait olan, hususi, zatî
Örnek:
Özel bir diyeceği varmış gibi koluma girdi sokakta. N. Cumalı
-
Devlete değil, kişiye ait olan, hususi, resmî karşıtı.
-
Dikkatle değer, istisnai.
-
Her zaman görülenden, olağandan farklı.
-
1- Genelden ayrı olan; bir nesneler öbeğine ya da tek bir nesneye özgü olan. 2-(Mantıkta) Cinse karşıt olarak türle ilgili olan.
-
Special. personal. private. distinctive. particular. specific. proper. ad hoc. closet. esoteric. especial. exclusive. express. extraordinary. individual. intimate. peculiar. privy. proprietary. sole. state. very. self.
-
Distinctive. especial. exclusive. individual. intimate. particular. peculiar. personal. private. special. specific.
-
Custom. private. special. personal. exceptional. different. especial. express. own. particular. peculiar. privy. proprietary. single. specific. very.
-
special
-
spécial
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|