Yazar Ol - Yazar GiriÅŸi
NND Sözlük
Ana Sayfa > yara nedir, yara ne demek, yaraın anlamı, ingilizcesi (yara nnd)

yara nedir

Türkçe'yi seviyoruz ve birçok dil aracı geliştirerek destekliyoruz.






yara

  1. Keskin bir şeyle veya bir vuruşla vücutta oluşan derin kesik
    Örnek: Mendilimi bir çatkı şekline sokarak başıma, yaramın üzerine sardım. R. H. Karay
  2. Bir şeyin iç veya dış yüzünde herhangi bir etki ile oluşan ve tehlikeli olabilen oyuk, gedik, yarık.
  3. Dert, üzüntü, acı.
  4. Yumuşak dokuları oluşturan ögelerin kesici, yaralayıcı veya bunlara benzer araç veya gereçlerle birbirinden ayrılması. Ateşli silah yarası, ısırık yarası, septik ve aseptik yara gibi değişik yara tipleri vardır.
  5. (en) Bruise. canker. cut. hurt. injury. lesion. raw. sore. trauma. ulcer. wound.
  6. (en) Cut. lesion. sore. wound. injury. gash. boil. pain.
  7. (en) İnjury. wound. open sore. ulcer. laceration. gash. rent. tear. hurt. insult. lesion. trauma.
  8. (en) Scotch
  9. (en) wound

keskin (nedir ne demek)

  1. Çok kesici, iyi kesen
    Örnek: Sonunda keskin bir taşı testere gibi kullanarak ipi incelte incelte kopardı. H. R. Gürpınar
  2. Tiz (ses)
  3. Kırıcı, incitici
  4. Etkili, sert
  5. Görevini iyi yapan.
  6. Acı, üzüntü veren.
  7. Etkili, sert.
  8. Azgın.
  9. (en) Sharp. sharp-edged. cutting. keen. pungent. severe. stinging. strong. incisive. acute. piquant. acrid. biting. bitter. blazing. dead. deep. edged. exquisite. keen-edged. mordacious. nipping. nippy. piercing. poignant. pointed. quick. sharp-cut. sharp.
  10. (en) Acrid. bitter. keen. piercing. poignant. pungent. rank. searching. sharp. shrill. smart. strong. tart. virulent.
  11. (en) Keen. sharp. pungent. acute. severe. biting. bitter. clear cut. exact. exquisite. incisive. intense. lively. nipping. penetrant. penetrating. piercing. poignant. quick. salty. searching. shrewd. shrill. smart. splitting. strong. trenchant.
  12. (en) Penetrating, penetrative, searching
  13. (en) Chiseled, chiselled [Brit.]

derin (nedir ne demek)

  1. Dibi yüzeyinden veya ağzından uzak olan
    Örnek: Genç kız onun kırık dişli ağzının içindeki derin karanlığa bakıyor. Ö. Seyfettin
  2. Yüzeyden içeri inen.
  3. Kendi türünde çok gelişmiş, en ileri durumda olan.
  4. YoÄŸun
    Örnek: Bu büyük köşkü derin bir sessizlik kapladı. M. Ş. Esendal
  5. Uzun süren
    Örnek: Bir iki derin nefesten sonra teneffüsünün ritmi düzeldi. P. Safa
  6. Ayrıntıya önem verilerek hazırlanan
    Örnek: Üzerindeki tesirleri ölçmek için derin tetkikler yapmak lazımdır. F. R. Atay
  7. İçten gelen.
  8. Uyanılması güç, ağır (uyku).
  9. Çok gelişmiş, çok ilerlemiş.
  10. YoÄŸun.
  11. (en) Deep. profound. abstruse. fathomless. recondite. religious.
  12. (en) Deep. exquisite. extensive. profound. recondite. sound. thorough.
  13. (en) Deep. profound. bottom. depth.
  14. (en) sound

reklamlar



Bunları Kaçırmayın



Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletiÅŸim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Sözlük