Yazar Ol - Yazar Girişi
NND Sözlük
Ana Sayfa > yüz tutmak nedir, yüz tutmak ne demek (yüz tutmak nnd)

yüz tutmak nedir, yüz tutmak ne demek?

yüz tutmak

  1. 1) bir şey, olmak üzere bulunmak: “Duvarları sıvasız, kepenkleri boyanmadan bırakıldığı için çürümeye yüz tutmuş evde Hatice nine oturuyordu.” -N. Cumalı. 2) giderek biçim ve renk değiştirmek: “Hepimiz gölgelenmeye yüz tutan ateşe gözlerimizi dikmiştik.” -S. F. Abasıyanık.
  2. (en) Tend.

yüz (nedir ne demek)

  1. Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı.
  2. Bu sayıyı gösteren 100, C rakamlarının adı.
  3. On kere on, doksan dokuzdan bir artık.
  4. Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz
  5. Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat
    Örnek: Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor. S. F. Abasıyanık
  6. Kesici araçlarda keskin kenar.
  7. Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü.
  8. Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf.
  9. Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş.
  10. Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret.
  11. Nedeniyle, sebebiyle
    Örnek: Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde. Y. Z. Ortaç
  12. Yüzey, satıh.
  13. (Mimarlık) Bir yapının dışa bakan düşeyyüzeylerinin tümü. Örn. önyüz, yanyüz, arkayüz gibi.
  14. Bk. yan
  15. (en) Facade, front.
  16. (en) Facial.
  17. (en) Hundred.
  18. (en) Obverse.
  19. (en) Cast of features.
  20. (en) Countenance.
  21. (en) Dial.
  22. (en) Face.
  23. (en) Front.
  24. (en) Frontispiece.
  25. (en) Kisser.
  26. (en) Mien.
  27. (en) Phiz.
  28. (en) Physiognomy.
  29. (en) Puss.
  30. (en) Snoot.
  31. (en) Visage.
  32. (en) Hecto-.
  33. (en) Side.
  34. (en) Façade.
  35. (en) Surface.
  36. (en) İmpudence.
  37. (en) Cheek.
  38. (en) Reverse.
  39. (en) Yüz the right side.
  40. (en) Aspect.
  41. (en) Favour.
  42. (en) Mush.
  43. (fr) Façade

yan (nedir ne demek)

  1. Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü
    Örnek: Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı. M. Ş. Esendal
  2. Sağ ve solun ortak adı, yön, taraf, cihet
    Örnek: Yaşlı garson yanımıza geldi. Y. K. Karaosmanoğlu
  3. Yer.
  4. Üst.
  5. Birlikte, beraberinde olma
    Örnek: Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler. N. Cumalı
  6. Bedenin bir bölümü.
  7. Üstte, altta, arkada veya önde olmayan.
  8. İkinci derece olan.
  9. Yanal.
  10. (Kuramsal istatistik) (…) evrendeğerinin (…) kestiricisi için, (…) çıkarımı. Bu çıkarım artı, eksi ya da sıfır olabilir; sıfır ise, kestiriciyansızdır, ay. bak,yansız kestirici.
  11. (en) Ancillary.
  12. (en) Cockeyed.
  13. (en) Part.
  14. (en) Sideways.
  15. (en) Skew.
  16. (en) Neighbourhood.
  17. (en) Diggings.
  18. (en) Behalf.
  19. (en) Bias.
  20. (en) Side.
  21. (en) Aslant.
  22. (en) Asquint.
  23. (en) Awry.
  24. (en) Collateral.
  25. (en) Flanking.
  26. (en) Lateral.
  27. (en) Parietal.
  28. (en) Sidelong.
  29. (en) Sideward.
  30. (en) Subordinate.
  31. (en) Flank.
  32. (en) Bye-.
  33. (en) Place.
  34. (en) Vicinity.
  35. (en) Direction.
  36. (en) Auxiliary.
  37. (en) Subsidiary.
  38. (en) Askew.
  39. (en) Edge.
  40. (en) Hand.

tutmak (nedir ne demek)

  1. Elde bulundurmak, ele almak
    Örnek: Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu. Ö. Seyfettin
  2. Ele geçirmek, yakalamak
    Örnek: Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı. Ö. Seyfettin
  3. Avlamak
    Örnek: Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz. R. H. Karay
  4. Yanında bulundurmak, alıkoymak.
  5. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek
    Örnek: Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir. S. F. Abasıyanık
  6. Kaplamak
    Örnek: Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir. T. Buğra
  7. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak
    Örnek: Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları. S. F. Abasıyanık
  8. Denetimi ve yetkisi altına almak.
  9. (en) Play, play on.
  10. (en) Guard.
  11. (en) Remand.
  12. (en) Bate.
  13. (en) Be.
  14. (en) Redeem.
  15. (en) Total, tot up.
  16. (en) Hold.
  17. (en) Hold up.
  18. (en) Get hold of.
  19. (en) Seize.
  20. (en) Catch.
  21. (en) Keep.
  22. (en) Take.
  23. (en) Favor.
  24. (en) Favour.
  25. (en) Support.
  26. (en) Stick to.
  27. (en) Affect.
  28. (en) Abide by.
  29. (en) Add up to.
  30. (en) Bespeak.
  31. (en) Bind.
  32. (en) Book.
  33. (en) Charter.
  34. (en) Check.
  35. (en) Choke.
  36. (en) Choke back.
  37. (en) Choke down.
  38. (en) Choke off.
  39. (en) Claw hold of.
  40. (en) Clench.
  41. (en) Clutch.
  42. (en) Cohere.
  43. (en) Come to.
  44. (en) Anchor.
  45. (en) Bite.
  46. (en) Bridle.
  47. (en) Capture.
  48. (en) Contain.
  49. (en) Curb.
  50. (en) Detain.
  51. (en) Grasp.
  52. (en) Hire.
  53. (en) İnhibit.
  54. (en) Repress.
  55. (en) Restrain.
  56. (en) Retain.
  57. (en) Stifle.
  58. (en) To hold.
  59. (en) To stop.
  60. (en) To detain.
  61. (en) To catch.
  62. (en) To seize.
  63. (en) To keep.
  64. (en) To cover.
  65. (en) To take.
  66. (en) To take up.
  67. (en) To occupy.
  68. (en) To hold with sth.
  69. (en) To agree with.
  70. (en) To approve of.
  71. (en) To employ.
  72. (en) To engage.
  73. (en) To keep sb on.
  74. (en) To hire.
  75. (en) To rent.
  76. (en) To make sick.
  77. (en) To amount to.
  78. (en) To total.
  79. (en) To add up to.
  80. (en) Marke etmek.
  81. (en) To retain.
  82. (en) Apprehend.
  83. (en) To come to.
  84. (en) To take hold of.
  85. (en) To grip.
  86. (en) To grab.
  87. (en) To hold back.
  88. (en) To restrain.
  89. (en) To nab.
  90. (en) To arrest sb.
  91. (en) To capture.
  92. (en) To occupy (a position.
  93. (en) To detain sb.
  94. (en) To keep sb / sth.
  95. (en) To maintain sth at a certain level.
  96. (en) To take up (so.

şey (nedir ne demek)

  1. Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, genellikle belirsiz anlamda söylenen bir söz. Kararsızlık ifade biçimi.
    Örnek: Bana sen pek çok şey kazandırdın. R. H. Karay
  2. Nesne, madde
    Örnek: Asıl zorluk belki öğrenilmesi lazım gelen şeylerin değil, unutulması gereken şeylerin çokluğundan gelir. A. Ş. Hisar
  3. Kararsızlık durumunda muhtelif sorulara cevap için tercih edilen bir ifade biçimi.
  4. (Günlük dilde) Herhangi bir düşünce konusunu göstermeğe yarayan belirsiz terim. (Felsefede) 1- Düşünen bilincin konusu olabilen, gerçekte var olmayıp da yalnızca düşünülmüş olan herşey. Bu anlamda: düşünce nesnesi = ens rationis. 2- Kişiye karşıt olarak: Bilinçten yoksun varlık. 3- Gerçek olan, bilincin dışında, kendi başına var olan tek nesne (ens reale). Böyle bir var olan, tek nesne olarak niteliklerin taşıyıcısı töz diye de anlaşılır. 4- Duyularla kavranabilen cisimsel nesne.
  5. Bk. nesne
  6. (en) Business.
  7. (en) Thingamajig.
  8. (en) What-D'you-Call-Him/-Her/-It.
  9. (en) What-Do-You-Call-It.
  10. (en) Jinx.
  11. (en) Jolly.
  12. (en) Thing.
  13. (en) Stuff.
  14. (en) Object.
  15. (en) Matter.
  16. (en) Article.
  17. (en) Affair.
  18. (en) Chose.
  19. (en) Concern.
  20. (en) Doing.
  21. (en) Doings.
  22. (en) Doodad.
  23. (en) Doohickey.
  24. (en) Lark.
  25. (en) Thingumabob.
  26. (en) Thingumajig.
  27. (en) Thingummy.
  28. (en) Whosit.
  29. (en) What's-His/-Her/-Its-Name.
  30. (en) Well.
  31. (fr) Chose
  32. (la) Res; skolastikte: ens

olmak (nedir ne demek)

  1. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak
    Örnek: En şiddetli münakaşa, kumpanyanın ismi için oldu. S. F. Abasıyanık
  2. Gerçekleşmek veya yapılmak.
  3. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak
    Örnek: Okumak, eczacı olmak bu sayılı inatlarından biri ve ilkidir. T. Buğra
  4. Bir şeyi elde etmek, edinmek
    Örnek: Nihayet ben mal sahibi olacağıma göre rahattım. S. F. Abasıyanık
  5. Bir durumdan başka bir duruma geçmek.
  6. Herhangi bir durumda bulunmak.
  7. Uygun düşmek, yerinde görülmek.
  8. Yetişmek, olgunlaşmak.
  9. (en) Happen.
  10. (en) Come.
  11. (en) Form.
  12. (en) Grow.
  13. (en) Reign.
  14. (en) To come into being.
  15. (en) Fall out.
  16. (en) Make.
  17. (en) Originate.
  18. (en) Prove.
  19. (en) Stand.
  20. (en) To go under the styles of.
  21. (en) To go through accounts.
  22. (en) Be situated.
  23. (en) Become.
  24. (en) Exist.
  25. (en) Occur.
  26. (en) Take place.
  27. (en) Have.
  28. (en) Mature.
  29. (en) Befall.
  30. (en) Come about.
  31. (en) Come off.
  32. (en) Come over.
  33. (en) Eventuate.
  34. (en) Fare.
  35. (en) Go on.
  36. (en) Hatch.
  37. (en) Turn.
  38. (en) Transpire.
  39. (en) To be.
  40. (en) To become.
  41. (en) To exist.
  42. (en) To happen.
  43. (en) To occur.
  44. (en) To take place.
  45. (en) To go no.
  46. (en) To come about.
  47. (en) To transpire.
  48. (en) To get.
  49. (en) To fit.
  50. (en) To be suitable for.
  51. (en) To be present.
  52. (en) To ripen.
  53. (en) To mature.
  54. (en) To catch.
  55. (en) To have.
  56. (en) To undergo.
  57. (en) To be ready/prepared/cooked.
  58. (en) To be done out of sth.
  59. (en) Catch.
  60. (en) To be completed.
  61. (en) To be cooked.
  62. (en) Turn out.

reklamlar



Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletişim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
0.015