|
yürüme
-
Yürümek işi
-
Dansçının dans adımlarıylayürümesi.
-
Bk. geçiş
-
Walk. walking. pace.
-
Marching. walking.
-
walking
-
walking
-
marche
-
marche
-
Geçme işi veya biçimi
Örnek:
Bekleme sabırsızlığını çoktan kaybetmiş olduğum için vaktin geçişini pek fark etmiyordum. R. N. Güntekin
-
Herhangi bir durumdaki değişme, intikal.
-
Resimde iki ayrı rengi birbirine bağlayan ara ton.
-
Ses organlarının bir durumdan ötekine geçmesi.
-
Bir parça süresince bir tondan başka bir tona atlama.
-
Bir öğecik eksiciğinin ya da bir çekirdeğin uyarılmış bir halden daha düşük erkeli kararlı bir hale dönmesi ya da bunun tersi olay;geçişler belli tutarda erke salımı ya da erke soğurumu ile olur.
-
İntikal.~ töresi: intikalî hukuk (bk. çağlararası töre).
-
Filmin çeşitli sinema aygıtlarının düzeneğinde ileriye ya da geriye doğru düzenli devinimi; özellikle filmin alıcı ya da gösterici penceresi önünde devinimi.
-
Çeşitli etkenler yüzünden, dizgenin bir nicem durusundan başka bir nicem durusuna atlaması.
-
1. Bağırsakların boşalması. 2. Bir yerden diğer bir yere hareket etme. 3. Katater, prop gibi bir aletin bir kanalın içinden geçmesi.
-
Drive, film drive (advance, transport, run, movement, travel), advance, feed, transport, run, movement (of the film), travel, pulldown
-
Transition. passing. pass. transition. changeover. modulation. passage. progression.
-
Crossing. pass. passage. transit. transition.
-
Transition. passing. crossing. passage. transit flight. traffic. immigration. change over. conduction. film advance. film travel. leading line. pass. transit.
-
transition
-
passage
-
Filmtransport, Filmvorschub, Filmfortschaltung, Filmlauf, Bewegungsablauf (des Film)
-
Quantensprung
-
Übergang Fiziksel
-
Entraînement, défilement, déroulement, passage, mouvement, déplacement (du film)
-
transition
-
Adım atarak ilerlemek, gitmek
Örnek:
Kafası yerde, kamburunu çıkarmış, yürüyordu. H. Taner
-
Karada veya suda, herhangi bir yöne doğru sürekli olarak yer değiştirmek.
-
Çocuk ayakları üzerinde gezecek duruma gelmek.
-
Yayan gezmek, yayan gitmek
Örnek:
Gölgesinde yürüdüğü duvarın arkasından bir horoz sesi fark etti. Ö. Seyfettin
-
Yol almak.
-
Bir yere gelmek, bir yere ulaşmak, kaplamak.
-
Üzerine doğru gitmek, akın etmek, saldırmak, hücum etmek.
-
Faiz, hesap edilmek, işlemek.
-
Stir one's stumps. ankle. have a walk. hike. pace. step. step up. toddle. tread. walk.
-
Move. proceed. walk.
-
Gang. go about. leg it. move. pace. step. to stir one's stumps. tread. walk. work out.
iş(nedir ne demek)
-
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
Örnek:
İş bittikten sonra denize karşı sigara içilir. S. F. Abasıyanık
-
Bir değer yaratan emek.
-
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev
-
Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü.
-
Kamu yararına yapılan işler.
-
Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma.
-
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek
-
İş yeri
-
Bir mal veya hizmet üretmek için harcanan emek.
-
Tarım, sanayi ve hizmetler gibi çeşitli iktisadi alanlarda yürütülen etkinlikler.
-
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek.
-
Birinden istenen hizmet veya ona verilen görev.
-
Bir kuvvetin etki noktasını devindirmesi. İş, kuvvetin yol boyunca birleşeni ile alınan yolun çarpımına ya da 'kuvvet yönleci ile yol yönlecinin sayıl çarpımına eşittir.
-
Job. working. occupational. regulation. biz. work. things to do. job. occupation. profession. business. trade. concern. affair. function. piece of work. works. working. activity. appointment. assignment. ball game. billet. calling. cause. commerce. d.
-
Act. action. affair. appointment. assignment. berth. business. commission. concern. deal. dealing. dealings. deed. duty. employment. field. function. handiwork. job. labour. matter. occupation. occupational. office. operation. position. post. profession. pursuit. service. show. situation. task. trade. transaction. undertaking. work. working. workpiece.
-
Act. business. work. job. action. affair. commerce. employment. matter. occupation. profession. service. task. trade. duty. mission. the chief problem. something worth doing. agency. term. avocation. billet. biz. boom. breeze. commercial operation. commis.
-
profession.
-
job
-
work.
-
Business, activity.
-
work
-
Arbeit
-
travail
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|