|
whole
-
S., i. tam, bütün, tüm; sağlam, sağ, iyi, sağalmış, iyileşmiş; i. tüm, bütün, kül; tam şey; toplam. whole blood bütün kan, şişe kanı. whole hog (argo) bir şeyin bütünü. go the whole hog (argo) bir işi tam yapmak, sonuna kadar uğraşmak. whole milk kaymaklı süt. whole note müz. yuvarlak nota, dörtlük nota. whole number tam sayı. whole tone müz. tam perde . wholewheat bread kepekli buğday ekmeği. as a whole umumiyet itibariyle; tamamen. have a whole lot of fun çok eğlenceli vakit geçirmek. on the whole genellikle. out of whole cloth uydurma, temelsiz. with a whole skin sapasağlam. with my whole heart bütün kalbimle. wholeness i. bütünlük.
-
I. tüm, toplam
-
Eksiksiz, kesintisiz
Örnek:
Tam iki saat yalandan tamirle uğraştım. A. Gündüz
-
Bütün, tüm.
-
Zaman ve yer için anlamı kesinleştirir
Örnek:
Bohçasını aldı, tam çıkacaktı... Ö. Seyfettin
-
Uygun olarak, tıpkı, aynı.
-
Sırasında, anında
Örnek:
Tam mağazaya gireceğim zaman arkamdan bir ses geldi. Ö. Seyfettin
-
Gerçek, ehliyetli, yetkin, kusursuz
Örnek:
Reşit Galip tam bir idealist gibi öldü. O. S. Orhon
-
Amerikan doları.
-
Bk. belgin
-
Complete. full. whole. entire. just. exact. precise. perfect. integral. absolute. accurate. true. trueborn. very. accomplished. all-out. blank. clear. consummate. correct. dead. downright. engrained. even. factual. implicit. ingrained. intact. intima.
-
Absolute. accurate. bang. complete. consummate. crass. dead. definitive. direct. due. entire. exact. exactly. finished. flat. good. grand. graphic. immaculate. implicit. intact. just. literal. literally. outright. particular. perfect. positive. precise. precisely. prompt. proper. regular. sharp. square. strict. total. true. truly. unabridged. unadulterated. undivided. unqualified. unrelieved. utter. veritable. very. completely.
-
A woolen cap of Scottish origin.
-
Complete. full. perfect. whole. absolute. on the button. consummate. correct. direct. directly. entire. exact. exactly. express. implicit. mathematical. orthodox / adj. outright payment. precise. proper. resounding. ripe. solid. stark. strict. thorough. t.
-
Early Fon of Bum. abbr Test and Administration Manual.
-
Total Available Market.
-
Telecommunications Automation Model.
-
Iskoç beresi
-
Eksiksiz, tam
Örnek:
Güller bütün güller bu sabah / Bir ağızdan şarkı söyler gibi açıyor her bahçede. N. Cumalı
-
Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi
Örnek:
Bütün civar köylerde onu sevmeyen yoktu. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Bozuk olmayan (para).
-
Parçalanmamış.
-
Birlik, tamlık
Örnek:
Şiirde bir bütünün lüzumuna inananlar bile mısralar arasında birtakım aralıklar kabul eder. O. V. Kanık
-
Tümel niceleyicinin Türkçe'deki bir karşılığı.
-
Eksiksiz, tüm.
-
Whole. entire. complete. total. all. every. solid. undivided. gross. all-out. aggregate. clear. continuum. out-and-out. round. sheer. unbroken. utter. one and only. the whole. the total. entire. gross. totality. complement. holo-. omni-. pan-. all ov.
-
Aggregate. all. entire. entirety. grand. intact. total. whole.
-
Whole.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|