|
value judgment
-
I., f. kıymet, değer; itibar, önem, ehemmiyet; gerçek değer, hakiki kıymet; kesin anlam; müz. değer; resimde renk tonu, rengin açıklık veya koyuluğu; para eden şey, mal; f. değerini ölçmek; iabar etmek, muteber tutmak, saymak, takdir etmek; kadrini bilmek; paha biçmek, kıymet takdir etmek. approximate value yaklaşık değer. at value piyasa fiyatına göre değerlendirilmiş. insurable value sigorta değeri. market value piyasa fiyatı, piyasa rayici. nominal value itibari kıymet. value-add-ed-tax i. ek değer vergisi. value judgment önyargı; değerine göre kıymet verme. The value of the dollar has gone up this month Doların değeri bu ay yükseldi. This dress is a good value for its price Bu elbise fiyatına göre kalitelidir. valuer i. bilirkişi, değer biçen kimse. valueless s. kıymetsiz, değersiz, beş para etmez.
-
F. değer biçmek, paha biçmek, keşide etmek, değer vermek, değerini bilmek, önem vermek
judgment (nedir)
-
I. tahmin, düşünce, yargılama, kanı, yargı, sağduyu, hüküm, karar, muhakeme
-
I. hüküm, karar, yargı; bildiri, tebligat; bir davanın görülmesi; netice; muhakeme, yargılama, temyiz kuvveti; takdiri ilahi; kıyamet; mat. hüküm. judgment on default gıyabi karar. Judgment Day kıyamet günü, hüküm günü. judgment debt mahkeme kararına dayanan borç. judgment hall mahkeme salonu. judgment seat hâkim makamı, mahkeme. a judgment on one birine Allahın gazabından gelen ceza. in my judgment benim fikrimce, zannıma göre, bana kalırsa. the Last Judgment kıyamet. pass judgment hükmetmek. reserve judgment hüküm vermeyi uzatmak.
-
Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet.
-
Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, paha.
-
Yüksek ve yararlı nitelik.
-
Üstün, yararlı nitelikleri olan (kimse)
Örnek:
Bu kız aramaya, düşünmeye değer bir şey değildi. R. N. Güntekin
-
Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey.
-
Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı.
-
1. Neoklasik iktisada göre tüketicinin son biriminin faydasını dikkate alarak bir mala verdiği göreli önem. 2. Emek-değer kuramına göre bir malın içerdiği emek zamanı. 3. Neoklasik ve emekdeğer kuramlarına göre iki mal arasında olması gereken değişim oranı. krş. değişimdeğeri, 4. Dışalım eşyasının Dünya Ticaret Örgütünün ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca tespit edilen bedeli.
-
Bir büyüklüğün ya da bir özelliğin bir birim cinsinden nicel tutan.
-
1. Yüksek nitelik. 2. Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse. 3. Bir şeyin önemini belirten ölçü, karşılık.
-
1-Bir varlığın ruhsal, toplumsal, ahlaksal ya da güzellik yönünden taşıdığı düşünülen yüksek ya da yararlı nitelik. 2- Bir değişkenin yada bilinmeyenin sayı ile anlatımı.
-
Worth. worthy. worthy of. worthwhile. worth. value. price. worthiness. valuation. rate. amount. costliness. currency. dearness. merit. preciousness.
-
Account. cost. dignity. meaning. merit. price. significance. value. weight. worth. worthy.
-
Value. asset. assets. price. worth. valuable quality. actual value. account. cost. esteem n. merit. premium. valuation. valuta.
-
Value
-
Wert
-
Valeur
-
Mahkeme.
-
Yasalara göre mahkemece bir olay veya olgunun doğuşuna etken olan sebeplerin de göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi sonucu verilen karar, kaza
Örnek:
Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa
-
Kavrama, karşılaştırma, değerlendirme vb. yollara başvurularak kişi, durum veya nesnelerin eleştirici bir biçimde değerlendirilmesi, hüküm.
Örnek:
Hocamız rahmetli Muhsin Bey, bunu sınıfta okurken gözleri yaşarırdı. H. Taner
-
Yüklemle bildirilen karar veya düşünce: Geleceksin, gideceğiz, yapsın vb.
-
Yargıcın gördüğü bütün davaları, olaya ilişkin yasalara göre çözümlemek için söylediği en son söz.
-
Devletin türe düzenini korumaya ilişkin bağımsız bir yargıç kuruluşunca yaptığı görev ile türe uyuşmazlıklarının yargılıklarda çözümlenmesi eylemi.
-
1. Hüküm, muhakeme. 2. Adalet.
-
Judgement, decision, order, rule, decree, advice "Judicial Committee of the Privy Council", Speech "House of Lords", Sentence "Criminal Courts"
-
Estimation. idea. opinion. court decision. judgment. verdict of jury. adjudication. award. decree. discernment. discretion. discrimination. estimate. evaluation. ruling. judgement.
-
Judgement
-
Assess. attitude. conclusion. estimation. judgment. opinion. ruling. sentence. judgement. judgment hüküm. decision. verdict kaza. lawsuit. decision in a court of law.
-
Juridical. bar. deliverance. judgement. jurisdiction. justice. provision. ruling. sentence. verdict.
-
Administration of justice, jurisdiction
-
Sentence, jugement, arrêt
-
Jugement
-
Fonctionnement de la justice, juridiction
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|