Yazar Ol - Yazar Girişi
NND Sözlük
Ana Sayfa > up a gum tree nedir, up a gum tree ne demek, up a gum tree türkçesi, türkçe anlamı (up a gum tree nnd)

up a gum tree nedir

Türkçe'yi seviyoruz ve birçok dil aracı geliştirerek destekliyoruz.






up a gum tree   US UK

  1. Zor durumda

up   US UK (nedir ne demek)

  1. Yukarıya, yukarıda
  2. yükseğe
  3. müz
  4. (-upped, -upping) yükseltmek
  5. dili
  6. yukarıya
  7. ayağa
  8. tamamen.
  9. Yukarı, yukarıya, tepesinde, içeride (ülke)

a   US UK (nedir ne demek)

  1. Ülke, kurum ve yatırımAraçlarının yüksek güvenilirlikAralığını gösteren ve derecelendirme kuruluşu tarafından verilen not.A'nın sayılarıArttıkça güvenilirlik derecesi yükselir; işaret değişiklikleri her bir konum için olumlu veya olumsuz gelişmelere işaret eder (AA,AAA,A+,AA- vb).
  2. Yunanca yokluk ifade eden ön ek.
  3. 1. Amper. 2. Anot. 3. Angström. 4. Argon simgesi. (II)
  4. Kazanılmış bağışıklık yetmezlik sendromu.
  5. Bk. adres çözünümü iletişim kuralı
  6. (en) AIDS
  7. (en) Association of Research-based Pharmaceutical Companies
  8. (en) Anadolu University Medicinal Plant, Drugs and Scientific Research Center
  9. (en) alanine
  10. (en) Arp cache
  11. Bir, herhangi bir (ünsüzle başlayan kelimelerden önce kullanılır
  12. bak
  13. İngiliz alfabesinin ilk harfi
  14. Birinci kalite veya derece
  15. La notası, la perdesi
  16. B.D
  17. La [müz.], pek iyi

adres çözünümü iletişim kuralı (nedir ne demek)

  1. (AÇK)

gum   US UK (nedir ne demek)

  1. ), (gen.) dişeti
  2. (med, ming ) zamk sürmek
  3. zamklamak
  4. Zamk akıtmak
  5. yapışmak
  6. zamk
  7. sakız
  8. Sakız agacı
  9. çiklet
  10. lastik
  11. Yapıştırmak, zamklamak

tree   US UK (nedir ne demek)

  1. Ağaca çıkarmak, çıkmaza sokmak
  2. ağaç
  3. Eski darağacı, çarmıh
  4. Ağaca çıkarmak
  5. Dili çıkmaza sokmak
  6. Korkudan ağaca sığınmaya mecbur etmek

zor durumda (nedir ne demek)

  1. (en) At a low ebb, in times of need, in need, at a push, up a tree, in deep water

zor (nedir ne demek)

  1. Sıkıntı, güçlük, rahatsızlık
    Örnek: Onun için hiçbir zorum, sıkıntım yokmuş gibi, ara sıra denize taşlarımı atmakta devam ederek hızlı hızlı yürüdüm. R. N. Güntekin
  2. Yüküm, mecburiyet
    Örnek: Artık kızının evinde kalışının zordan olduğunu biliyordu. N. Cumalı
  3. Baskı
    Örnek: Hocaların zoru ile çıkarılmış olan bu kanun yürümedi. M. Ş. Esendal
  4. Sıkıntı veya güçlükle yapılan, kolay karşıtı
    Örnek: Sabır güzel, faydalı; fakat zor şeydir. B. Felek
  5. Güçlükle, zorla
    Örnek: El ele vermiş polisler kaldırımlardan taşan halk kütlesini zor zapt ediyorlardı. H. Taner
  6. "Yapamazsın" anlamında kullanılan bir söz.
  7. (en) Arduous. baffling. crucial. cruel. difficult. exacting. formidable. hairy. hard. inconvenient. knotty. mean. rough. sticky. stiff. tight. trickish. uneasy. constraint. force. main. might. strain.
  8. (en) Arduous. baffling. crucial. cruel. difficult. exacting. formidable. hairy. hard. inconvenient. knotty. mean. rough. sticky. stiff. tight. trickish. uneasy. constraint. force. main. might. strain. complicated. compulsion. thorny. ticklish. tough. trick. troublesome.
  9. (en) Difficult. hard. compulsion. constraint. obligation. necessity. trouble. difficulty. worry. problem. austere. dodgy. force. heavy. impetus. involute. mean. might. parlous. stiff. stress. stronghand. ticklish. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeye.

durum   US UK (nedir ne demek)

  1. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon
    Örnek: Genel Sekreter, kazadaki sıtma durumu hakkında verdiğim uzun tafsilattan pek memnun kaldı. R. N. Güntekin
  2. Duruş biçimi, konum.
  3. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.
  4. İsim soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.
  5. Bkz. hal.
  6. Bir ayaktopu kümesinde takımların aldıkları sonuçlara göre kazandıkları değerler. Uluslararası kurallara göre kazanan takım iki, yenişemeyen takımlar birer değer alırlar. Yenik takımlar ise değer alamazlar.
  7. (en) Condition. situation. state. circumstance. case. position. status. attitude. score. occasion. state of affairs. ball game. conjuncture. context. estate. event. fact. fettle. footing. instance. lay. lie. pass. plight. posture. repair. set. set-up. sha.
  8. (en) Capacity. case. circumstance. condition. footing. occasion. order. point. position. situation. state. status. things.
  9. (en) Wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.
  10. (en) State. condition. situation. circumstances. status.
  11. (en) score
  12. (en) state
  13. Unundan makarna yapılan bir cins buğday (bot.) Triticum durum.
  14. Durum, durum buğŸdayı, bir buğŸday türü

reklamlar



Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletişim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Sözlük