|
tutu alan
-
Tutu karşılığı, borç para veren
-
Verdiği borç para karşılığı bir mal yada özdeği tutulayan.
-
Pawnee, lender on security, pledger, secured creditor
-
Prêteur sur gage, créancier, gagiste
-
Rehin, ipotek.
-
Rehin.
-
İşaret, iz.
-
Pledge. mortgage. pledge rehin. ipotek. pawn. deposit.
-
South African prelate and leader of the antiapartheid struggle.
-
Security. collateral. pawn.
-
A side-blown horn used by the Aluku and other Guianese Maroons to communicate messages. [tew-TEW] This is the short classical ballet skirt made of many layers of tarlatan or net The romantic tutu is the long skirt reaching below the calf. four.
-
South African prelate and leader of the antiapartheid struggle. very short skirt worn by ballerinas.
-
Balerinlerin giydiği çok kısa ve kat kat kabarık eteklik.
-
Tüt, bale kostümü (etek)
-
[TUT] v. do, perform, execute, make, create, act
-
Sus! Adam sen de! Tut, tut! Vah,vah!
-
Cik cik!
-
Düz, açık ve geniş yer, meydan, saha.
-
Orman içinde düz ve ağaçsız yer, düzlük, kayran.
-
Yüz ölçümü.
-
Bir çalışma çevresi
Örnek:
Sanat kapalı bir alan değildir; sanat eseri herkes için, bütün toplum için yaratılır. N. Ataç
-
İçinde birtakım kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu varsayılan uzay parçası.
-
Bir alıcı merceğinin net bir görüntü sağlayabildiği derinlik ve genişliğin bütünü.
-
Yarışmaların, karşılaşmaların ve oyunların yapıldığı yer, saha.
-
Eski Roma'da açık hava gösterisi yapılan geniş yer.
-
Bir özdeğin, bir mıknatısın ya da bir elektrik yükü'nün çevresinde uyarılan kendini kuvvet etkisi ile belli eden yönleçsel, doğabilimsel nicelik.
-
Çerçevenin en üst satırından en alt satırına kadar yatay taramanın tümü.
-
Açık, düz yer, meydan.
-
Ova, kır, çayır.
-
Ufuk.
-
Ülke alan, fetheden, fatih.
-
field
-
Recipient. susceptive. space. area. range. field. arena. region. sphere. ambit. compass. domain. extent. maidan. pitch. reach. realm. scope. theater. theatre. tract.
-
Area. circus. compass. course. domain. extent. field. ground. land. pitch. place. range. realm. receiver. scope. space. sphere. square. tract. space. pitch saha. airfield. clearing kayran.
-
A wolfhound.
-
Area. field. space. open space. compass. court. domain. extent. open. plaza. range. reach. scope. sphere. spread. public square. sweep. tract.
-
Halbbild, Teilbild
-
Feld
-
Demi-Image, trame
-
champ
-
Geri verilmek üzere alınan veya ödenmesi gerekli para, başka bir şey
Örnek:
Vaktim yok, bana para bul, şu borcu ödeyeyim, söz verdim. P. Safa
-
Birine karşı bir şeyi yerine getirme yükümlülüğü, vecibe
Örnek:
Vatan borcu biter bitmez ordayım. B. S. Erdoğan
-
Borş.
-
Bir iktisadi karar biriminin bir diğerine karşı ödemesi gereken para veya yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülük.
-
İki ya da daha çok kimseler arasında, karşılıklı olarak doğan yükümlerin tümünü belli eden türe bağı.
-
Debit. debt. loan. obligation. liability. accommodation. arrear. care. debit. encumbrance. red. arrears.
-
debt.
-
Debt. debit. duty. obligation. loan. adjusted trial balance. charge. float. liability. commodate loan.
-
Obligation
-
Debt, loan, obligation
-
Obligation
-
Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit.
-
Kazanç
Örnek:
Balıkçılıkta para vardır ama dalgıçlık kadar genç işidir. S. F. Abasıyanık
-
Kuruşun kırkta biri.
-
Yanında, yan. Örn. Para-aortik aortun yanında.
-
Yunanca yanında anlamına gelen bir ön ek.
-
1. Yan. 2. Yanında.Dgr.: anat. para
-
Money. monetary. pecuniary. coffers. money. cash. shekels. currency. shiners. coin. boodle. brass. bread. chink. chip. dough. ducat. dust. funds. green. jack. kale. lolly. lucre. filthy lucre. means. purse. rock. sugar. tin. wherewithal.
-
Bread. capital. cash. currency. dough. drain. fund. leeway. means. money. obverse. take. wealth.
-
A prefix signifying alongside of, beside, beyond, against, amiss; as parable, literally, a placing beside; paradox, that which is contrary to opinion; parachronism.
-
A prefix denoting: Likeness, similarity, or connection, or that the substance resembles, but is distinct from, that to the name of which it is prefixed; as paraldehyde, paraconine, etc.; also, an isomeric modification. Specifically: That two groups or radicals substituted in the benzene nucleus are opposite, or in the respective positions 1 and 4; 2 and 5; or 3 and 6, as paraxylene; paroxybenzoic acid.
-
Ortho-, and Meta-.
-
A piece of Turkish money, usually copper, the fortieth part of a piaster, or about one ninth of a cent. an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows 100 para equal 1 dinar.
-
Money. brass. bread. cash. coffers. commodity money. currency. dibs. dimes. dough. face value. filthy lucre. funds. geets. gelt. investment. lolly. means. the necessary. net personality. pocket. to be pushed. rhino. riches. roll. shekels. shiners. spendol.
-
Having resemblance to certain features. prefix, beside, near. far from, away, out, different from.
-
A variety of forastero cacao bean cultivated in the Brazilian state of the same name. prefix meaning behind, e g , para-appendiceal.
-
A woman who has been delivered of a viable fetus. paragraph.
-
Refers to groups occupying 1,4 positions on a benzene ring.
-
Beside/Next to.
-
Paraplegic. the number of live-born children a woman has delivered; 'the parity of the mother must be considered'; 'a bipara is a woman who has given birth to two children'. 100 para equal 1 dinar. a soldier in the paratroops. an estuary in northern Brazil into which the Tocantins River flows. port city in northern Brazil in the Amazon delta; main port and commercial center for the Amazon River basin.
-
yakın
-
ötesinde
-
İkinci derecede
-
benzer.
-
Paraşütçü asker, paragraf
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|