|
turfanda
-
Mevsimin başında ilk yetişen (meyve, sebze).
-
Yeni, ilk kez ortaya çıkan.
-
Very early. out-of-season. avant-garde. precocious. first fruits. primeur.
-
Bir şeyin sırada önde olanı, önde geleni
Örnek:
Öldürücü illetlerin başında kalp hastalıklarının geldiği malum. P. Safa
-
. at. near. around. on his hands.
-
Zaman, sıra, yer ve önem bakımından ötekilerden önce gelen, son karşıtı
Örnek:
Gözlerini açınca ilk işi saatine bakmak oldu. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Herhangi bir şeyin en önde olanı, önce geleni
Örnek:
İnsanı insan yapan duyguların ilkidir aşk. N. Cumalı
-
Birinci olarak, en başta.
-
First. primary. the very first. original. beginning. early. elementary. initial. initiative. initiatory. maiden. opening. preliminary. premier. primal. prime. primitive. primordial. pristine. proto-.
-
Early. first. former. initial. maiden. opening. preliminary. premier. primary. prime.
-
İnitial. the first. elementary. original. preliminary. primal. prime. primitive.
-
A kind of person; 'I don't like people of his ilk'.
-
Sınf, çeşit, tür, tip, cins
-
Tür, çeşit, tip
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|