|
ters açı
-
Birinin kenarları öbürünün kenarlarının uzantısından oluşan açılardan her biri.
-
Bk. karşı açı
-
Opposite angle
-
Bir önceki çekimdeki alıcı açısıyla 180°lik karşıtlık gösteren açı.
-
Reverse angle
-
Gegeneinstellung, Gegenschuss, Achsensprung
-
Contre champ> angle opposé
-
Gerekli olan duruma karşıt, zıt.
-
Bir şeyin içe gelen yanı, arkası
Örnek:
Elinin tersiyle küçük bir tokat vurmuştu. Ç. Altan
-
Kesici bir aletin kesmeyen yanı
Örnek:
Kollarına bıçağın tersiyle birkaç tane vurmuşlar. M. Ş. Esendal
-
Uygun olmayan, elverişsiz, münasebetsiz
Örnek:
Ters sözlerinle, fazilet iddialarınla beni hırpalama. H. C. Yalçın
-
Gönül ve cesaret kırıcı, huysuz, sert
Örnek:
Ters adamın işi de ters gider. M. Ş. Esendal
-
Bir şeyin aksi, karşıtı.
-
Hayvan pisliği.
-
Reverse. inverted. inverse. upside-down. backward. adverse. wrong. opposite. opposing. bad-tempered. cranky. grumpy. unfavorable. unfavourable. acrimonious. agley. amiss. awkward. awry. bloody-minded. churlish. contradictory. contrary. converse. coun.
-
Reverse. inverted. inverse. upside-down. backward. adverse. wrong. opposite. opposing. bad-tempered. cranky. grumpy. unfavorable. unfavourable. acrimonious. agley. amiss. awkward. awry. bloody-minded. churlish. contradictory. contrary. converse. coun. alien. brusque. cross. crusty. droppings. forbidding. fretful. moody. over. perverse. sour. surly. tart. ugly. untoward. upside down.
-
İnverse. reverse. converse. reverse of sth. back of sth. opposite or other side. edge. or end. inverse or opposite of sth. blunt edge. abrupt. acerbic. adverse. amiss. anti. awry. bloody minded. brusque. churlish. contrary. counter. crabbed.
-
Derinin gözeneklerinden sızan, kendine özgü bir kokusu olan, yapışkan, renksiz, tuzlu sıvı
Örnek:
O kadar sırsıklam ter içinde idi ki cesaret edemedi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Perspiratory. sudoriferous. sweat. perspiration. sudation. transpiration.
-
Excreta. perspiration. sweat.
-
A combining form from L. ter signifying three times, thrice.
-
See Tri-, 2.
-
Perspiration. sweat. condensation. moisture gathered in drops on the surface of an object.
-
Triple Ejector Rack.
-
Itu terminology indicating a second enhancement to an existing communications recommendation Derived from the French and Latin word for 'third' For example, 'V 27 ter' is the second enhancement to V 27.
-
Tertiary Entrance Rank. tax-equivalent regime. similar to 'bis' Means new, improved and revised.
-
lather
-
Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan çıkan iki yarı doğru arasındaki açıklık.
-
Görüş, bakım, yön, anlayış biçimi
Örnek:
Bu röportajların özellikleri açı tazeliği, sunuş özelliği ve kıvrak mizahı idi. H. Taner
-
Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan çıkan iki yarım doğrunun oluşturduğu geometrik biçim, zaviye.
-
1- Ortak bir noktadan (köşe) çıkan iki yarıdoğrunun (kıyı) oluşturduğu uzambiçim. 2- Ortak bir noktadan çıkan iki yarıdoğrudan birinin ötekisinin üstüne çakışması için yaptığı dönmenin niceliği. 3- Ortak bir doğrudan geçen iki yarıdüzlemin oluşturduğu uzambiçim. 4- Ortak bir doğrudan geçen iki yarıdüzlemden birinin ötekisinin üstüne çakışması için yaptığı dönmenin niceliği.
-
angle
-
angle
-
angülus
-
Yemek yemesi gereken, tok karşıtı
-
Yiyecek bulamayan kimse
Örnek:
Ben hem öksüzüm hem yetimim hem de tam 23 saattir açım. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Gözü doymaz, haris.
-
Çok istekli, hevesli.
-
Karnı doymamış olarak
Örnek:
Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense. O. Kemal
-
Bk. ayrıntı çekimi.
-
Hungry. covetous. empty. unfed. esurient. greedy for. hollow. ravenous. starveling.
-
Empty. famished. hungry. peckish.
-
Hungry. covetous. greedy. insatiable. hollow.
-
Bir tanesi
Örnek:
Vagonun birine binip bölmelerden birine yerleşti. M. Ş. Esendal
-
Bilinmeyen bir kimse
-
Yüklem durumunda olan bir isim takımının belirtileni olarak kullanıldığında belirtenin hor görüldüğünü anlatan bir söz.
-
Cookie. one. one. any. someone. somebody.
-
Cookie. one. any. someone. somebody.
-
Man. somebody.
-
Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka
Örnek:
O sırada karşı taraçadaki kadın elinde pirinç tası olduğu hâlde taraçanın kenarına kadar geldi. O. V. Kanık
-
Bir şeyi çevreleyen çizgi.
-
Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri.
-
Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer
-
Yan.
-
Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri.
-
Bir çizgede, iki köşeyi birleştiren bir eleman. bk. yönlükenar, yönsüzkenar.
-
Bir geometrik şeklin iki düzlemsel yüzünün arakesiti olan doğru veya doğru parçası.
-
Bk. toplam keseği
-
Film kuşağının iki yanı.
-
Hlk. Sığır budunun açlık çukurluğuna en yakın bölgesindeki kaslardan elde edilen pastırmalık et parçası veya bu parçadan yapılan pastırma.
-
edge
-
Edge. brim. border. side. margin. brink. rim. brow. flange. hem. lip. marge. skirt. skirting. verge. wale. wheal.
-
Bank. border. brink. cushion. edge. edging. flange. fringe. lip. margin. rim. side. skirt. surround. corner. nook. brim. selvage. selvedge. hem. bank. shore. brink. cushion.
-
edge.
-
Perforationsrand, Perforationsseite
-
bord
-
arete
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|