|
tekerlek izleri ile dolu
-
rutty
-
Merkezde bulunan ve bir eksenin çevresinde dönebilir çember, teker
Örnek:
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdayan / Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor. F. N. Çamlıbel
-
Bu biçiminde olan.
-
Elleri destek yapıp yana doğru bir tam dönüşle atılan takla biçimi. Çark'ta olduğu gibi, takla, yüz geriye dönükken biter.
-
Özeğinden geçen bir dingilin çevresinde dönerek araçların devinimini sağlayan çember biçimli örgen.
-
Wheel. tire. tyre. roller. truckle.
-
Wheel. disk.
-
Tire. disc. disk. rim. wheel.
-
cartwheel
-
trundle
-
wheel
-
Rad
-
roue
-
Bir şeyin geçtiği veya önce bulunduğu yerde bıraktığı belirti, nişan, alamet, emare
Örnek:
Nihayet bir dönemeçte izlerin sahibini gördüm. S. F. Abasıyanık
-
Bir şeyin dokunmasıyla geride kalan belirti
Örnek:
Yüzünde birtakım diş ve tırnak izleri vardı. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Bir olay veya bir durumdan geride kalan belirti, ipucu, emare.
-
Bir olay, bir durum veya yaşayıştan geride kalan belirti, eser.
-
Bir düzlemin başka bir düzlemle veya bir doğru ile kesişmesinden doğan ara kesit.
-
Track. footprint. mark. trace. sign. scar. taint. birthmark. chip. clew. clue. dint. evidence. ghost. hint. impress. impression. inkling. odor. odour. print. ray. shadow. smack. stamp. stigma. streak. suggestion. suspicion. tincture. tinge. touch. tr.
-
Chip. footing. imprint. indication. mark. pockmark. print. shadow. smell. spark. stamp. strain. suggestion. token. trace. track. trail. vestige. trace. trail. print.
-
Trace. track. trail. clue. mark. footprint. evidence. dash. ghost. impress. shadow. sign. strain. suspicion. tail. taint. touch. tracing. vestige.
-
2-letter shorthand for Iraq. 3rd person singular form of the verb 'to be'.
-
Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, sebep veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz
Örnek:
Çabuk bir süvari ile bana haber gönderiniz. Ö. Seyfettin
-
Bazı soyut isimlere getirildiğinde durum bildiren zarflar oluşturan bir söz.
-
Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz.
-
And. with. together with. by. withal. on. cum.
-
And. by. on. plus. with. by means of.
-
With. together with. by. hereby. in. to. upon.
-
Havada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, türlü irilikte, yuvarlak veya düzensiz biçimli saydam buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü
Örnek:
Dolu ekinlerini vurmuşsa bir yıl aç demekti. T. Buğra
-
İçi boş olmayan, dolmuş, meşbu, boş karşıtı.
-
Bir yerde sayıca çok.
-
Boş yeri olmayan, her yeri tutulmuş olan
Örnek:
Haftaya pazartesiye kadar bütün uçaklar dolu. A. İlhan
-
Boş vakti olmayan, meşgul.
-
Çok olan (iş, uğraş, olay vb.).
-
İçinde atılacak mermisi bulunan (top, tüfek vb. ateşli silahlar).
-
Tornacılıkta delik açılmamış (gereç).
-
Bir duygunun güçlü etkisinde olan.
-
Havada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, çeşitli irilikte, iç içe katmanlı, yuvarlak ya da düzensiz biçimli saydam buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü.
-
Full. filled. loaded. crowded. occupied. engaged. abounding. abundant. alive with. capacity. fraught. instinct. instinct with. laden. replete. rife. shot. shot through. steeped in. thick with. hail.
-
Fraught. full. hail. laden. loaded.
-
Full. filled. hail. abounding. loaded. containing a drink. charged. filled up. stuffed. packed. solid. complete. full-up. laden. fraught.
-
hail
-
grêle
-
Derin tekerlek izleriyle dolu.
-
Tekerlek izi olan, tekerlek izleri ile dolu, çukurlu (yol)
-
Bir ülkenin, bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri.
-
Bir işin öğretildiği yer.
-
Bir işin yoğun olarak yapıldığı yer
Örnek:
İki harp esnasında, burası kolay kazançların, vurgunculuğun en işlek merkezlerinden biriydi. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Belirli bir yerin ortası.
-
Polis karakolu
Örnek:
Sizi merkezimize gönderip tevkif ettireceğim. A. Gündüz
-
Biçim, durum, yol.
-
Bir kapalı eğrinin veya bazı çokgenlerde köşegenlerin kesişme noktası.
-
Bir dairenin veya bir küre yüzeyinin her noktasından aynı uzaklıkta bulunan iç nokta, özek.
-
özek.
-
Bk. özek
-
Centric. focal. centrical. centrically. center. centre. headquarters. head office. station. bosom. hub. navel. omphalos.
-
Arterial. artery. base. centre. focus. heart. root. seat. station. center. headquarters. central office. head office. administrative centre. police station karakol.
-
Center. heart. centre. center. head quarters. main office. police station. midpoint. centre point. middle. focus. central point. principal firm. principal office. head office. home office. central office. head. central core. centrum. head firm.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|