|
taze otla beslemek
-
Soil
-
Bozulmamış, bayatlamamış olan
Örnek:
Beyaz peyniri, ekmeğin taze kabuğuna sarıp ağzıma sokuyorum. Y. Z. Ortaç
-
Dinç, yıpranmamış, yorulmamış
Örnek:
Yüzü taze, taravetli ve güzeldi. M. Ş. Esendal
-
Kuru olmayan, körpe, kuru karşıtı
Örnek:
Ağaçların taze yaprakları akşamın serinliğini emiyormuş gibi duruyordu. M. Ş. Esendal
-
Yeni, zamanı geçmemiş
Örnek:
Orada okuduğum en taze havadis yirmi beş, otuz günlüktü. Halikarnas Balıkçısı
-
Genç kadın
Örnek:
Şu köşede çocuğuyla beraber bir taze oturuyor. Ö. Seyfettin
-
Yeni, körpe, genç.
-
Fresh. green. tender. new. crisp. dewy. hot. raw. warm. freshly.
-
Bracing. crisp. crispy. fresh. hot. late. new. young. youthful. recent. tender.
-
Fresh. new. young. hot. raw. spring chicken. sweet. warm. youthful.
beslemek (nedir)
-
Yiyecek ve içeceğini sağlamak
Örnek:
Okulun artıklarıyla otuz kişiden fazla insan besliyorduk. H. E. Adıvar
-
Yedirmek
Örnek:
Pembe ekmekler kızartacak, üstlerine tereyağı, reçel, havyar sürecek, onu eliyle besleyecekti. H. E. Adıvar
-
Semirtmek.
-
Eklemek, katmak, çoğaltmak
Örnek:
Ateş zayıfladıkça besliyor, ateşe gömdükleri mısırlar piştikçe misafirin eline tutuşturuyorlardı. N. Cumalı
-
Bir şeyi korumak veya sağlamca durmasını sağlamak için çevresini veya altını desteklemek, doldurmak, pekiştirmek
Örnek:
Bacaklarımızın altını iki sabun çuvalı ve atların yem torbalarıyla besleyerek sırtüstü yattık. R. N. Güntekin
-
Yetiştirmek
Örnek:
Herkes kanarya, kedi, köpek beslemez ya! H. Taner
-
Bir duyguyu gönülde yaşatmak
Örnek:
Uzun müddetten beri şiddetle beslediği bir histi. Y. K. Beyatlı
-
Maddi yardım yapmak, desteklemek.
-
Feed. nourish. raise. breed. bring up. cherish. foster. harbor. harbour. nurse. nurture. suckle.
-
Feed. foster. nourish. raise. rear. to feed. to nourish. to breed. to raise. to rear. to keep. to support. to maintain. to cherish. to nurse. to bear. to harbour.
-
To feed. to nourish. to fatten. to support. to reinforce. to fill up. cultivate. entertain. feed on. foster. harbour. keep. maintain. nurture. rear.
-
I. toprak; ülke; gelişme ortamı, yuva. alluvial soil aluvyonlu toprak. one's native soil ana vatan. poor soil verimsiz toprak. rich soil verimli toprak.
-
F., i. kirletmek, lekelemek; namusuna leke sürmek; kirlenmek, lekelenmek; i. leke, kir; çirkef, pislik, çöp; gübre.
-
F. hayvanları taze otla beslemek, semirtmek.
bozulmamış (nedir)
-
Intact.
-
Intact. virgin.
-
Chaste. good. incorrupt. intact. inviolate. pristine. uncorrupted. unmutilated. unspoilt.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|