|
tavan taban bildirmelik
-
Yabancı ülkelerden yurda getirilecek mallarda alınacak paralar için üst ve alt basamakları saptayan gümrük vergilerini belirten gösterge.
-
Maximum et minimum tariff
-
Maximum et minimum tarif
-
Bir yapının, kapalı bir yerin üst bölümünü oluşturan düz ve yatay yüzey, taban karşıtı
Örnek:
Başını kaldırdı, dumanı otobüsün tavanına üfledi. H. Taner
-
Bir şeyi değerlendirmede kabul edilen en yüksek seviye veya fiyat.
-
Çatı kiremidi.
-
Test aracılığıyla ölçülen yeteneğin en üst sınırı.
-
Ceiling. plafond.
-
ceiling.
-
Ceiling. cap.
-
ceiling
-
Ayağın alt yüzü, aya.
-
Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan karşıtı.
-
Ayakkabının alt bölümü.
-
Kaide.
-
Bir şeyin en alt bölümü.
-
Değerlendirmede en alt derece.
-
Bir toplumu, bir kuruluşu oluşturan, yönetime katılmadan etkili olan kitle.
-
Temel, temel ilke, baz.
-
Huy bakımından.
-
Yaradılıştan.
-
1- Başlangıç ya da temel sayılan yer ya da nesne. 2- Transistorun salgıcı ile toplacını ayıran kesimi.
-
Üzerine, duyarkatı oluşturan kimyasal özdek sürülmüş selüloit kuşak
-
Mıknatıslı kuşak ve mıknatıslı görüntü kuşağında, üzerine demir oksit sıvanan asetat, polivinilklorit ya da polyesterden kuşak.
-
Base, support, backing, film base, emulsion support (carrier),
-
Bedrock. sole. girder. base. basement. floor. fundament. sill. substratum. substructure.
-
Base. bed. floor. sole. underside. sole. heel. subsoil. plateau.
-
Base. cushion. sole. floor. pedestal. foundation. bed. floor. lower limit or base. base. base plane. base line. steel of good quality. bottom. basal. bedding. footing. fundament. underlying. underwork. groundwork. platform. inner botto.
-
sole
-
base
-
Tape base
-
Schichtträger, Träger, Filmträger,
-
Grundfläche, Base
-
Schichtträger, Träger, Magnetbandschichtträger
-
Base, support
-
Plante du pied
-
base
-
Yasama organının ya da yasaların görev ve yetki verdiği kuruluşların meydana getirdiği eder göstergeci. [Belediyeler gibi].
-
Autonomous tariff system
-
Autonome système
-
Başka bir milletten olan, başka bir milletle ilgili olan (kimse), bigâne, ecnebi
Örnek:
Bu toprak bizimdir, içinde yabancının işi yok. R. E. Ünaydın
-
Aileden, çevreden olmayan (kimse veya şey), özge
Örnek:
Ben, yabancı bir adam, neme lazım, hiç sesimi çıkarmadım. M. Ş. Esendal
-
Tanınmayan, bilinmeyen, yad
Örnek:
Yabancı müşteri giremezdi kapısından. Gelenler hep edebiyat adamlarıydı. Y. Z. Ortaç
-
Aynı türden, aynı çeşitten olmayan.
-
Bir konuda bilgisi, deneyimi olmayan.
-
Belli bir yere veya kimseye özgü olmayan.
-
Alien. exotic. foreign. outlandish. peregrine. strange. tramontane. unfamiliar. unknown. alien. foreigner. gook. gringo. outsider. stranger. unknown. xeno.
-
Alien. foreign. foreigner. outsider. strange. stranger.
-
Alien. foreign. foreigner. strange. stranger. outsider. unfamiliar.
-
home
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|