|
tartmak
-
Bir şeyin birim cinsten ağırlığını bulmak.
-
Bir şeyi avuç içinde sallayarak ağırlığını kestirmeye çalışmak.
-
Binek hayvanlarının dizginlerini çekmek
Örnek:
Süvari daima dizginleri tartıp kısrağı zapta muktedir olduğunu ihsas etmeli. Ö. Seyfettin
-
Bir şeyin bütün sonuçlarını düşünmek, hesap etmek
Örnek:
Bu kelimenin manasını tamamıyla tarta marta söylemiş olduğunu anlattı. H. C. Yalçın
-
Dikkatle incelemek, değer biçmek
Örnek:
Başını ellerinin içine alarak evvela kendini bir tartmak istedi. P. Safa
-
Weigh. weigh out. measure. scale. balance. debate with oneself. deliberate. gage. gauge.
-
Weigh. weight. to weigh. to ponder. to consider carefully. to weigh sth out. to evaluate. to think sth over.
-
To weigh. to weigh. to sound out. to feel out. to size up. to evaluate. balance. deliberate. gauge. measure. scale.
-
Bir kümenin her elemanı.
-
Bir çokluğu oluşturan varlıkların her biri, ünite.
-
Bir niceliği ölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen değişmez parça, vahit.
-
Herhangi bir kuruluştaki alt bölümlerden her biri.
-
Dilin, oluşturduğu yapı içinde, belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğu bağıntılarla tanımlanan ayrı nitelikli öge, ünite.
-
Bir doğabilimsel niceliğin ölçümü için o nicelik cinsinden seçilen ve 1 değerinde sayılan büyüklük.
-
Bir ölçme ölçünü olarak benimsenen nicelik ya da boy.
-
Bir tanem, sevdiğim, biriciğim.
-
Unit, measuring unit
-
Unit. monad.
-
Denomination. unit.
-
Volume. module. unit. point.
-
Unit
-
Einheit, Niasseinheit
-
Einheit
-
Unité (de mesure)
-
Unité
-
Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak
Örnek:
Kafam her an bir konu bulmak için bin bir çeşit şeye müracaat ediyor. H. E. Adıvar
-
Bir şeyi elde etmek.
-
Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek.
-
Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek
Örnek:
Şu kuvvetin, cevherin sırrını bulmaya çalışıyorum. S. F. Abasıyanık
-
İlk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek.
-
İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak
Örnek:
Kadınlık namına düşündüğüm şeylerin hiçbirini karımda bulamadım. Ö. Seyfettin
-
Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak
Örnek:
Böylece yılın ortasını bulduk. R. H. Karay
-
Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak
Örnek:
Ben de bunu akıllıca buldum. M. Ş. Esendal
-
Find. invent. discover. hit. reach. meet. obtain. ascertain. clear up. cogitate. contrive. devise. go for. happen on. happen upon. procure. provide with. reason. strike. strike out. study out. turn up.
-
Contrive. detect. devise. discover. find. invent. reach. suss. total. trace. to find. to detect. to determine. to find out. to discover. to invent. to devise. to amount to. to total.
-
To find. to discover. to invent. to amount to. to be punished. to recall. attain. detect. to make discovery. find out. mint. provide. rustle up. secure. spot. strike. turn up. work out at.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|