|
taptaze
-
Çok taze.
-
Bozulmadan, değerinden bir şey yitirmeyerek
Örnek:
Ama bu güzel, bu ince hatıra, bütün acılığı ve bütün tatlılığı ile içinde taptaze duruyor. Y. Z. Ortaç
-
Very fresh.
-
Red hot
-
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı
Örnek:
Bana matematik çok kolay geldi. F. R. Atay
-
Aşırı bir biçimde
Örnek:
Sanırım ki anamı daha çok severim. M. Ş. Esendal
-
Much. many. very. big. plenty. plentiful. good. fair. like hell. deadly. heavy. abounding. abundant. affluent. ample. countless. dead. exuberant. hearty. hell of. helluva. innumerable. lavish. multitudinous. numerous. piping. plenteous. precious. pro.
-
Much. many. very. big. plenty. plentiful. good. fair. like hell. deadly. heavy. abounding. abundant. affluent. ample. countless. dead. exuberant. hearty. hell of. helluva. innumerable. lavish. multitudinous. numerous. piping. plenteous. precious. pro. awfully. badly. considerably. copious. dearly. dreadfully. eminently. enormously. exceedingly. excess. extreme. extremely. far. full. greatly. hard. heartily. highly. hugely. immensely. jolly. large. lot. madly. manifold. most. multiple. myriad. positively. power. profoundly. profuse. rich. roaring. simply. so. soaking. sorely. stinking. substantially. such. terribly. terrifically. umpteen. uncommonly. unduly. unusually. vast. vastly. whacking. wildly.
-
Many. much. very. too. too much. too many. awfully. bountiful. copious. devilish. downright. dreadfully. galore. good. great. handsome. highly. infinite. large. lavish. like blazes. multitudinous. numerous. perfectly. plentiful. a power of. profuse. profu.
-
Bozulmamış, bayatlamamış olan
Örnek:
Beyaz peyniri, ekmeğin taze kabuğuna sarıp ağzıma sokuyorum. Y. Z. Ortaç
-
Dinç, yıpranmamış, yorulmamış
Örnek:
Yüzü taze, taravetli ve güzeldi. M. Ş. Esendal
-
Kuru olmayan, körpe, kuru karşıtı
Örnek:
Ağaçların taze yaprakları akşamın serinliğini emiyormuş gibi duruyordu. M. Ş. Esendal
-
Yeni, zamanı geçmemiş
Örnek:
Orada okuduğum en taze havadis yirmi beş, otuz günlüktü. Halikarnas Balıkçısı
-
Genç kadın
Örnek:
Şu köşede çocuğuyla beraber bir taze oturuyor. Ö. Seyfettin
-
Yeni, körpe, genç.
-
Fresh. green. tender. new. crisp. dewy. hot. raw. warm. freshly.
-
Bracing. crisp. crispy. fresh. hot. late. new. young. youthful. recent. tender.
-
Fresh. new. young. hot. raw. spring chicken. sweet. warm. youthful.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|