|
tümünü satın almak
-
Buy up
-
"Bedelini ödeyerek bir şey almak" anlamındaki satın almak birleşik fiilinde geçen bir söz
Örnek:
Okuma yazma bilmemesine rağmen bir Köroğlu gazetesi satın aldı. H. Taner
-
[Satin] v. sell, market, dispose of, offload, push off, resell, unload, vend
-
[Sat. (Saturday) ] n. seventh day of the week
-
Bak. sit.
-
[sit] f. oturmak, poz vermek, modellik yapmak, sınava girmek, konmak, tünemek, kuluçkaya yatmak, toplanmak, oturuma katılmak, tam oturmak, yola getirmek, burnunu sürtmek, binmek, oturtmak
-
Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak
Örnek:
Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı. N. Cumalı
-
Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak.
-
Birlikte götürmek.
-
Satın almak
Örnek:
Biz bir ya da iki parti alır, çekiliriz piyasadan. N. Cumalı
-
Ele geçirmek, fethetmek
Örnek:
Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş. Ö. Seyfettin
-
İçine sığmak.
-
Kabul etmek.
-
Kendine ulaştırılmak, iletilmek.
-
Bk. çevirmek
-
Take. get. buy. receive. accept. take in. seize. capture. conquer. pick up. gain. put on. admit. assume. borrow. collect. come in. divest smb. of. draw. enter on. enter upon. enucleate. excise. extract. fetch. garner. have. help one.
-
Accept. assume. capture. claim. conquer. derive. draw. extract. get. have. hold. keep. obtain. receive. score. secure. take. trade. to take. to get. to receive. to buy. to take sb in marriage. to hold. to take along. to call for. to capture. to conquer. to catch. to take on. to hire. to employ. to move. to remove. to take away. to sweep. to clean. to dust. to sense. to smell. to.
-
Get. receive. to take. to get. to buy. to purchase. to capture. to conquer. to take along. to catch. to take on. to hire. to employ. to sweep. to clean. to sense. to receive. to marry a girl. to hold. to be able to contain. accept.
-
Take on
-
Occupy
çevirmek (nedir)
-
Bir şeyin yönünü değiştirmek
Örnek:
Nefes nefese koşan anneme, başını çevirmeden cevap verdi. Y. Z. Ortaç
-
Öteki yüzünü görünür duruma getirmek
Örnek:
Sermet defterinin yapraklarını çeviriyordu. Ö. Seyfettin
-
Döndürerek hareket ettirmek
Örnek:
Resimleri albüme yapıştırırken kocası da radyonun düğmesini çevirdi. S. F. Abasıyanık
-
Yönetmek, idare etmek
Örnek:
Eteği belinde, bütün evi o çeviriyor. H. Taner
-
Yolundan alıkoymak, yoldan döndürmek.
-
Geri göndermek.
-
Bir giyeceği söküp iç yüzünü dışa getirmek.
-
Çevrilemek, tevil etmek.
-
Çevirim eylemi.
-
Shoot, take, film, cinematograph
-
Turn. spin. upturn. exchange. roll. twirl. change to. turn into. switch to. translate into. translate. interpret. encircle. surround. enclose. inclose. avert. commute. convert. decline. deflect. divert. hedge in. hedge round. manage. point. point on.
-
Bend. besiege. channel. direct. put. revolve. surround. sweep. train. translate. turn. twine. twirl. twist.
-
Translate. dial. to turn. to rotate. to manage. to refuse. to return. to reject. to turn inside out. to interpret. to translate. to enclose. to surround. to encircle. to alter. to administer. to handle. to wheel. to swing. to crank. to commutate.
-
Pull
-
Turn over
-
Revert
-
Assemble
-
Bowl
-
Drehen, filmen, verfilmen, aufnehmen, filmaufnehmen
-
Tourner, filmer, ciné-matographier, faire un film, prendre (un film)
-
Tümünü satın almak, kapatmak, stoklamak
-
(f)., (i). satın almak, almak: bir şey karşıIığında sağlamak: kiralamak: rüşvetle elegeçirmek, elde etmek; alıcı durumunda olmak,müşteri olmak; (i). alış, alma: kelepir; ABDsatın alınan şey; ABD, (k).dili pazarlık. buy in ortak olmak; hisse almak: sahibi için geri almak; argo üyeliğe kabul parası vermek. buy of rüşvetle elde etmek, rüşvetle defetmek, savuşturmak; satın almak. buy out bütün hisselerini almak. buy over rüşvetle (birini) satın almak. buy up tümünü satın almak, kapatmak. buyer (i). alıcı, müşteri. buyer's market alıcı piyasası.
-
F. satın almak, almak, pahasına elde etmek; rüşvetle elde etmek, kiralamak, inanmak, yutmak, satın alma gücü olmak
-
Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, genellikle belirsiz anlamda söylenen bir söz. Kararsızlık ifade biçimi.
Örnek:
Bana sen pek çok şey kazandırdın. R. H. Karay
-
Nesne, madde
Örnek:
Asıl zorluk belki öğrenilmesi lazım gelen şeylerin değil, unutulması gereken şeylerin çokluğundan gelir. A. Ş. Hisar
-
Kararsızlık durumunda muhtelif sorulara cevap için tercih edilen bir ifade biçimi.
-
(Günlük dilde) Herhangi bir düşünce konusunu göstermeğe yarayan belirsiz terim. (Felsefede) 1- Düşünen bilincin konusu olabilen, gerçekte var olmayıp da yalnızca düşünülmüş olan herşey. Bu anlamda: düşünce nesnesi = ens rationis. 2- Kişiye karşıt olarak: Bilinçten yoksun varlık. 3- Gerçek olan, bilincin dışında, kendi başına var olan tek nesne (ens reale). Böyle bir var olan, tek nesne olarak niteliklerin taşıyıcısı töz diye de anlaşılır. 4- Duyularla kavranabilen cisimsel nesne.
-
Bk. nesne
-
Thing. stuff. object. matter. article. affair. chose. concern. doing. doings. doodad. doohickey. lark. res. thingumabob. thingumajig. thingummy. whosit.
-
Business. object. stuff. thing. thingamajig. what-d'you-call-him/-her/-it. what's-his/-her/-its-name. thingummy. thingumabob. thingumajig. well.
-
Thing. what-do-you-call-it. article. chose. jinx. jolly. object. stuff.
-
Thing
-
Chose
-
Res; skolastikte: ens
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|