|
tür ayrımı
-
Belirli bir sınıflama işleminde aynı konu ve türdeki yapıtları biraraya getiren ve ötekilerden ayıran yöntem.
-
Form division
-
Çeşit, cins.
-
Ortak özellikleri olan bireylerin tamamı, cinslerin ayrıldığı bölüm.
-
Kendi içinde bir birim olan ve üzerinde cins kavramının bulunduğu mantıksal kavram.
-
Türlü.
-
Kendi içinde bir birim olan ve üzerinde cins kavramının bulunduğu mantıksal kavram. // Ama bu cins kavramı, kendi üzerinde bir başka cins varsa, yenidentür durumuna gelir ve bu böyle sürüp gidebilir. Mantık diliyle: Bir A sınıfı , bir başka sınıfın, B sınıfının kapsamı içindeki bir bölümü kurduğunda: B cinstir, A datür. (Ör. Hayvan canlı varlık karşısındatürdür, aslan karşısında cinstir.)
-
Birbirinden üreyen ve dirimbilimsel açıdan akraba olan canlı varlıklar öbeği. (Ör. Arslan ya da insan.
-
Kalıtsal yapıya bağlı olarak ortak karakterlere sahip olan ve kendi aralarında birleştirildiklerinde döl verme yeteneğinde yavrular elde edilen bireylerin oluşturduğu hayvan grupları.
-
Type. sort. kind. variety. species. genus. breed. class. genre. ilk. persuasion. race. sort of. strain. stripe.
-
Breed. cast. class. description. form. genus. kind. nature. range. sort. species. stamp. type.
-
Type. sort. species. type. kind. class. description. family. genus. variety.
-
door.
-
species
-
espèce
-
species
-
Ayırma işi, tefrik.
-
Bir kimse veya nesnenin bir başkasıyla karıştırılmamasını sağlayan ayrılık, benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik, başkalık, fark.
-
Alt bölüm.
-
Cinsleri ve türleri birbirinden ayıran ana karakter, fark.
-
Ayrılma noktası.
-
Bir veya daha çok sahne içinde geliştirilip olayın tamamlanmış bir parçasını veren film bölüğü.
-
fark.
-
Bir ya da daha çok görünçlük içinde geliştirilip, olgunun tamamlanmış bir parçasını veren film bölümü. TV
-
Televizyon oyunlarında buna karşılık olan bölüm.
-
Hlk. Eyer örtüsü.
-
sequence
-
Distinction. difference. apartheid. part. segregation. margin. color bar.
-
Difference. distinction. segregation. discrimination.
-
Discrimination. differentiation. section. difference.
-
Sequenz, Filmsequenz, Szenenfolge, Ausschnitt
-
séquence
-
Açık ve kesin olarak sınırlanmış veya kararlaştırılmış olan, muayyen
Örnek:
Öteki arkadaşımız da belirli saatte nöbetinin başında olacaktı. E. Bener
-
Specific. certain. particular. stated. clear. definite. definitive. determinate. precise. set.
-
Certain. definite. given. particular. set. specific. determined.
-
Specific. determined. designated. definite. determinate. fixed. given. particular. stated. very.
-
[belirmek] v. appear, become clear; dawn
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|