Yazar Ol - Yazar Girişi
NND Sözlük
Ana Sayfa > sure nedir, sure ne demek (sure nnd)

sure nedir, sure ne demek?

sure   US UK

  1. Kur'an'ın yüz on dört bölümünden her biri
  2. kur’an ’ın yüz on dört bölümünden her biri.
  3. Kur'an-I Kerim'in 114 bölümünden her biri.
  4. (en) Sura.
  5. (en) Certainly knowing and believing; confident beyond doubt; implicity trusting; unquestioning; positive.
  6. (en) Certain to find or retain; as, to be sure of game; to be sure of success; to be sure of life or health.
  7. (en) Fit or worthy to be depended on; certain not to fail or disappoint expectation; unfailing; strong; permanent; enduring.
  8. (en) Betrothed; engaged to marry.
  9. (en) Free from danger; safe; secure.
  10. (en) In a sure manner; safely; certainly.
  11. (en) Physically secure or dependable; 'a sure footing'; 'was on sure ground' certain not to fail; 'a sure hand on the throttle' infallible or unfailing; 'a sure sign of one's commitment' worthy of trust or confidence; 'a sure friend'.
  12. (en) Definitely or positively ; 'the results are surely encouraging'; 'she certainly is a hard worker'; 'it's going to be a good day for sure'; 'they are coming, for certain'; 'they thought he had been killed sure enough'; 'he'll win sure as shooting'; 'they sure smell good'; 'sure he'll come'.
  13. (en) Having or feeling no doubt or uncertainty; confident and assured; 'felt certain of success'; 'was sure she had seen it'; 'was very sure in his beliefs'; 'sure of her friends'.
  14. (en) Exercising or taking care great enough to bring assurance; 'be certain to disconnect the iron when you are through'; 'be sure to lock the doors'.
  15. (en) Certain to occur; destined or inevitable; 'he was certain to fail'; 'his fate is certain'; 'In this life nothing is certain but death and taxes'- Benjamin Franklin; 'he faced certain death'; 'sudden but sure regret'; 'he is sure to win'.
  16. (en) Physically secure or dependable; 'a sure footing'; 'was on sure ground'.
  17. (en) Capable of being depended on; 'a quick and certain remedy'; 'a sure way to distinguish the two'; 'wood dust is a sure sign of termites'.
  18. (en) Worthy of trust or confidence; 'a sure friend'.
  19. (en) İnfallible or unfailing; 'a sure sign of one's commitment'.
  20. (en) Certain not to fail; 'a sure hand on the throttle'.
  21. (en) İmpossible to doubt or dispute; 'indisputable proof'.
  22. Muhakkak, şüphesiz
  23. Olumlu, müspet
  24. Kesin, kati
  25. Emin, sağlam, güvenilir
  26. Sabit, metin
  27. Nad
  28. Kesinlikle, tabii

kura (nedir ne demek)

  1. İki veya daha çok aday arasında bir sıralama, bir ayırma yapılacağı zaman her birinde bir tek ad yazılı kâğıtları bir araya getirip karıştırdıktan sonra birini çekerek veya özel bir bilgisayar yazılımıyla adları belirleme, sıralama, ad çekme
    Örnek: Okulu bitirirken kurada Karaköse'yi çekince dağda taşta doya doya ata bineceği için seviniyordu. N. Cumalı
  2. Bk. adçekimi
  3. Bk. adçekme
  4. 1. cesur. 2. çelik. 3. toprak içinde bulunan büyük taş.
  5. (Karye. C.) Karyeler, köyler, kasabalar.
  6. İbadet eden.
  7. Talih denemek maksadı ile çekilen kapalı pusla veya fal açma. (Osmanlıca'da yazılışı: kur'a)
  8. (en) Draw.
  9. (en) Lot cast or drawn.
  10. (en) River in western Asia; rises in northeast Turkey and flows to the Caspian Sea.
  11. (en) [Kura River] course, class, rate of exchance, rate, courtship, flirt, suit, wooing, attention, court, flirtation, par, pass, rush, addresses.
  12. (en) Drawing of lots.
  13. (en) Conscription.
  14. (en) Conscription based on a drawing of lots.
  15. (en) Lottery.

yüz (nedir ne demek)

  1. Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı.
  2. Bu sayıyı gösteren 100, C rakamlarının adı.
  3. On kere on, doksan dokuzdan bir artık.
  4. Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz
  5. Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat
    Örnek: Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor. S. F. Abasıyanık
  6. Kesici araçlarda keskin kenar.
  7. Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü.
  8. Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf.
  9. Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş.
  10. Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret.
  11. Nedeniyle, sebebiyle
    Örnek: Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde. Y. Z. Ortaç
  12. Yüzey, satıh.
  13. (Mimarlık) Bir yapının dışa bakan düşeyyüzeylerinin tümü. Örn. önyüz, yanyüz, arkayüz gibi.
  14. Bk. yan
  15. (en) Side.
  16. (en) Façade.
  17. (en) Surface.
  18. (en) İmpudence.
  19. (en) Aspect.
  20. (en) Favour.
  21. (en) Mush.
  22. (en) Facial.
  23. (en) Facade, front.
  24. (en) Hundred.
  25. (en) Obverse.
  26. (en) Cast of features.
  27. (en) Countenance.
  28. (en) Dial.
  29. (en) Face.
  30. (en) Front.
  31. (en) Frontispiece.
  32. (en) Kisser.
  33. (en) Mien.
  34. (en) Phiz.
  35. (en) Physiognomy.
  36. (en) Puss.
  37. (en) Snoot.
  38. (en) Visage.
  39. (en) Hecto-.
  40. (en) Cheek.
  41. (en) Reverse.
  42. (en) Yüz the right side.
  43. (fr) Façade

reklamlar



Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletişim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
0.009