Yazar Ol - Yazar Girişi
NND Sözlük
Ana Sayfa > su topu nedir, su topu ne demek (su topu nnd)

su topu nedir, su topu ne demek?

su topu

  1. Topu karşı takımın kalesine sokmak temeline dayanan, yedi yüzücüden oluşan iki takım arasında havuzda oynanan spor türü.
  2. (en) Water polo.

su (nedir ne demek)

  1. Yaşam kaynağı.
    Örnek: Dere suyu tekmil çamur. Halk kuyu suyu içmek mecburiyetinde... R. N. Güntekin
  2. Bu sıvıdan oluşan kitle, deniz, akarsu
  3. Meyve, sebze vb.nin sıkılmasıyla elde edilen sıvı.
  4. Bazı kokulu yaprak veya çiçekler imbikten çekilerek elde edilen kokulu sıvı.
  5. Yemeğin sulu bölümü
    Örnek: Belki de iki bardak turşu suyu içecek. S. F. Abasıyanık
  6. Hidrojenle oksijenden oluşan, oda sıcaklığında sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde, ab.
  7. Demir araçları ateşte kızdırdıktan sonra, suya daldırılarak sağlanılan sertlik.
  8. Sutaşı.
  9. Bkz. çay.
  10. H2O; yer yüzeyinin en büyük bölümünü oluşturan, kimyaca çok kalımlı, renksiz, kokusuz, tatsız sıvı.
  11. Sağ, salim.
  12. Canlıların yaşamında önemli bir yeri olan rengi, tadı, kokusu olmayan sıvı.
  13. Kimyasal formulü H2O olan, 4o C'de maksimum yoğunluğa ulaşan, sıvı, gaz veya buz olarak dünya yüzeyinin % 70,8'ini kaplayan bileşik.
  14. (en) Status uncertain, often because of low search effort or cryptic nature of the element.
  15. (en) Service User The end user at the customer premises.
  16. (en) Abbreviated form of Skinner Union, supplier of carburettors on six-cylinder Land-Rovers.
  17. (en) Signals Unit.
  18. (en) Ffel Stafford Unsubsidized.
  19. (en) Command that substitutes another user's login for that of the user who invoked the command, logging in the invoking user under the substituted login The invoking user must know the login password for the user whose login is being substituted If no other user's login is specified, the command substitutes the root login.
  20. (en) Service Unit.
  21. (en) Aqua, water.
  22. (en) Water.
  23. (en) Aquatic.
  24. (en) Aqueous.
  25. (en) Aqua.
  26. (en) Juice.
  27. (en) Bourne.
  28. (en) Bourn.
  29. (en) Hydric oxide.
  30. (en) Adam's ale.
  31. (en) Hydro-.
  32. (en) Head.
  33. (en) İmpervious.
  34. (en) Public utilities.
  35. (en) Public utility services.
  36. (en) Utility stock.
  37. (en) Tons deadweight.
  38. (en) Adam's wine.
  39. (en) Sites in the ex-Soviet Union.
  40. (en) Switch user.
  41. (en) The 3-dimensional Lie group of 2 x 2 unitary matrices; the most common Lie group in mathematics and physics after the circle.
  42. (en) The building letter code for the Surge Research Building, 90 Medical Center Way, San Francisco.
  43. (en) Unix utility for temporarily switching users during a session Requires a password.
  44. (en) Special Unitary group of n x n matrices.
  45. (en) Companies in the economic censuses in which the establishment and the company are one and the same See also MU.
  46. (en) Subscriber Unit.
  47. (en) Abbr Signaling Unit.

çay (nedir ne demek)

  1. Bu ağaççığın özel işlemlerle kurutulan yaprağı.
  2. Bu yaprağın demlenmesiyle elde edilen güzel kokulu ve sarımtırak kırmızı renkli içecek
    Örnek: O esnada bana sadece bir büyük bardak çay getirdiler. R. N. Güntekin
  3. Çeşitli bitkilerin yaprak veya çiçeklerinin demlenmesiyle elde edilen bir tür içecek.
  4. Konukların içecek ve börek, pasta vb. yiyeceklerle ağırlandığı toplantı
    Örnek: Sana bir şey söyleyeyim mi, artık çay davetlerinden bıktım. P. Safa
  5. Müzikli toplantı
    Örnek: Gittiği zengin arkadaşlarının çayından allak bullak gelir. H. Taner
  6. Dereden büyük, ırmaktan küçük akarsu
    Örnek: Deli bir çayın kıyısındaki yalçın bir kaya gibidir. T. Buğra
  7. Çaygillerden, nemli iklimlerde yetişen bir ağaççık (Thea chinensis).
  8. Çaygiller (Theaceae) familyasından, çiçekleri er dişi, nadiren tek eşeyli, kapsül tipi meyveleri olan, genç yaprakları toplanıp özel metotlarla kurutularak içecek olarak kullanılan, ülkemizin Doğu Karadeniz bölgesinde kültürü yapılan, asıl vatanı Çin ve Japonya olan, her dem yeşil, ağaççık ya da çalı formundaki bitkiler.
  9. Yapraklarında % 2-4 arasında kafein, az miktarda teofilin ve teobromin, % 10-20 arasında tanen, % 1-1. 5 uçucu yağ içeren, hekimlikte enfüzyon biçiminde uyarıcı, idrar söktürücü ve sürgün önleyici olarak kullanılan çaygiller familyasından bir bitki.
  10. (en) Rivulent.
  11. (en) Tea party.
  12. (en) Brook.
  13. (en) Rivulet.
  14. (en) Stream.
  15. (en) Streamlet.
  16. (en) Runlet.
  17. (en) Beck.
  18. (en) Bourn.
  19. (en) Bourne.
  20. (en) Branch.
  21. (en) Burn.
  22. (en) Creek.
  23. (en) Rill.
  24. (en) Runnel.
  25. (en) Watercourse.
  26. Küçük alçak ada
  27. (la) Camellia sinensis

topu (nedir ne demek)

  1. Hepsi
    Örnek: Sarf edilen gayretlerin topu, halkımıza turizmin önemini, yararlarını belletmeye yönelmiş görünüyor. N. Cumalı
  2. Tümü, hepsi.
  3. Yalnızca, olup olacağı.
  4. (en) Total.

top   US UK (nedir ne demek)

  1. Birçok spor oyununda kullanılan, türlü büyüklükte, genellikle kauçuktan yapılmış yuvarlak nesne
    Örnek: Havası boşalmış bir futbol topu... A. Gündüz
  2. Bazı aletlerde bulunan toparlağımsı parça.
  3. Kumaş, kâğıt gibi şeylerin belli miktardaki bağı, ferde.
  4. Kumaş, kâğıt vb. şeylerin düzenli bir yığın durumuna getirilmiş bağı.
  5. Yuvarlak biçimde olan, toparlak
  6. Tamamen, bütünüyle.
  7. Homoseksüel erkek.
  8. Gülle veya şarapnel atan büyük, ateşli silah
    Örnek: Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor / Barbaros belki donanmayla seferden geliyor. Y. K. Beyatlı
  9. Sepettopu oyununda, oyuncuların sayı yapmak için kullandıkları küre biçimindeki oyun aracı. Deri, sentetik bir nesne ya da lastik bir kılıf ile kaplı ve içi hava dolu bir lastik balon olup, çevresi en az 75 santim, ağırlığı ise en az 600, en çok 650 gramdır. 1.80 metre yükseklikten tahta bir alana bırakıldığı zaman en az 1.20, en çok 1.40 metre yüksekliğe zıplayacak biçimde basınçlı hava ile şişirilmiştir.
  10. Ayaktopu oyununda kullanılan, dışı deri ya da plastikten, içi hava ile şişirilmiş, lastikten yapılma, yuvarlak biçimde ve çevresi 68-71 cm. olan, en çok 396-453 gr. ağırlığındakitop.
  11. (en) Child's toy, commonly in the form of a conoid or pear, made to spin on its point, usually by drawing off a string wound round its surface or stem, the motion being sometimes continued by means of a whip.
  12. (en) Plug, or conical block of wood, with longitudital grooves on its surface, in which the strands of the rope slide in the process of twisting.
  13. (en) The highest part of anything; the upper end, edge, or extremity; the upper side or surface; summit; apex; vertex; cover; lid; as, the top of a spire; the top of a house; the top of a mountain; the top of the ground.
  14. (en) The utmost degree; the acme; the summit.
  15. (en) The highest rank; the most honorable position; the utmost attainable place; as, to be at the top of one's class, or at the top of the school.
  16. (en) The chief person; the most prominent one.
  17. (en) The crown of the head, or the hair upon it; the head.
  18. (en) The head, or upper part, of a plant.
  19. (en) Platform surrounding the head of the lower mast and projecting on all sudes.
  20. (en) It serves to spead the topmast rigging, thus strengheningthe mast, and also furnishes a convenient standing place for the men aloft.
  21. (en) Bundle or ball of slivers of comkbed wool, from which the noils, or dust, have been taken out.
  22. (en) Eve; verge; point.
  23. (en) The part of a cut gem between the girdle, or circumference, and the table, or flat upper surface.
  24. (en) Top-Boots.
  25. (en) To rise aloft; to be eminent; to tower; as, lofty ridges and topping mountains.
  26. (en) To predominate; as, topping passions.
  27. (en) To excel; to rise above others.
  28. (en) To cover on the top; to tip; to cap; chiefly used in the past participle.
  29. (en) To rise above; to excel; to outgo; to surpass.
  30. (en) To rise to the top of; to go over the top of.
  31. (en) To take off the or upper part of; to crop.
  32. (en) To perform eminently, or better than before.
  33. (en) To raise one end of, as a yard, so that that end becomes higher than the other.
  34. (en) Stroke on the top of the ball.
  35. (en) Forward spin given to the ball by hitting it on or near the top.
  36. (en) To cover with another dye; as, to top aniline black with methyl violet to prevent greening and crocking.
  37. (en) To put a stiffening piece or back on.
  38. (en) To arrange, as fruit, with the best on top.
  39. (en) To strike the top of, as a wall, with the hind feet, in jumping, so as to gain new impetus; said of a horse.
  40. (en) To improve by crossing certain individuals or breeds with other superior.
  41. (en) To cut, break, or otherwise take off the top of to remove unsound metal.
  42. (en) To strike above the center; also, to make by hitting the ball in this way.
  43. (en) To strike a ball above the center.
  44. (en) Indicates the higher price one is willing to pay for a stock in an order; implies a not held order.
  45. (en) Used in the context of general equities Indicating the higher price one is willing to pay for a stock in his order; implies a not held order.
  46. (en) Shot mistakenly hit with the bottom edge of the club, so that the ball is embedded in the ground before popping up, and in most cases traveling only a short distance.
  47. (en) Planned leave from the university for a semester or a year after which you do not need to reapply for admission.
  48. (en) Continuous strand of untwisted wool, with fibres lying parallel and short fibres removed This is the product needed for spinning into a yarn.
  49. (en) Contents Index Glossary.
  50. (en) The top width of the wetted cross section in the detailed output for the time step.
  51. (en) The ISO 4217 currency code for the Tonga Pa'anga.
  52. (en) Technical and Office Protocol A development of the CSMA/CD protocol under the auspices of Boeing Computer Services for office and laboratory automation use This has been combined with MAP and further development will be under the auspices of the MAP/TOP Users Group.
  53. (en) The value must be a file name for an existing file, and you can do completion with M-TAB.
  54. (en) The value corresponding to an agent on which no objects were successful, , or for an object which succeeded on every agent An estimate of this value requires information or assertions beyond the current data.
  55. (en) The highest point on a share price or other graph over a defined period.
  56. (en) Department Name of the hiring department within Miami-Dade County.
  57. (en) The orientation in which the positive x-axis points right and the positive y-axis points up.
  58. (en) Bali.
  59. (en) Bowl.
  60. (en) Bolt.
  61. (en) Ball.
  62. (en) Globe.
  63. (en) Knob.
  64. (en) Roll.
  65. (en) Cannon.
  66. (en) Fagot.
  67. (en) Fairy.
  68. (en) Pellet.
  69. (en) Poof.
  70. (en) Pouf.
  71. (en) Pouffe.
  72. (en) Queen.
  73. (en) Artillery.
  74. (en) Cannonball.
  75. (en) Tuft.
  76. (en) To rise at one end, as a yard; usually with up.
  77. (en) Garment that extends from the shoulders to the waist or hips; 'he stared as she buttoned her top' covering for a hole ; 'he removed the top of the carton'; 'he couldn't get the top off of the bottle'; 'put the cover back on the kettle' a conical child's plaything tapering to a steel point on which it can be made to spin; 'he got a bright red top and string for his birthday' platform surrounding the head of a lower mast the greatest possible intensity; 'he screamed at the top of his lungs' the highest or uppermost side of anything; 'put your books on top of the desk'; 'only the top side of the box was painted' the upper part of anything; 'the mower cuts off the tops of the grass'; 'the title should be written at the top of the first page' the first half of an inning; while the visiting team is at bat; 'a relief pitcher took over in the top of the fifth' finish up or conclude; 'They topped off their dinner with a cognac'; 'top the evening with champagne' cut the top off; 'top trees and bushes' strike giving it a forward spin reach or ascend the top of; 'The hikers topped the mountain just before noon' provide with a top; 'the towers were topped with conical roofs' be at the top of or constitute the top or highest point; 'A star tops the Christmas Tree'.
  78. (en) Mass.
  79. (en) Ream.
  80. (en) Sphere.
  81. (en) Howitzer.
  82. (en) Lump.
  83. (en) Poise.
  84. (en) Spheric.
  85. (en) Clot.
  86. (en) Round.
  87. (en) Orbed.
  88. (en) Spherical.
  89. (en) Globoid.
  90. (en) Bead.
  91. (en) Bale.
  92. (en) Piece.
  93. (en) The upper part of anything; 'the mower cuts off the tops of the grass'; 'the title should be written at the top of the first page'.
  94. (en) The highest or uppermost side of anything; 'put your books on top of the desk'; 'only the top side of the box was painted'.
  95. (en) The top point of a mountain or hill; 'the view from the peak was magnificent'; 'they clambered to the summit of Monadnock'.
  96. (en) The first half of an inning; while the visiting team is at bat; 'a relief pitcher took over in the top of the fifth'.
  97. (en) The highest level or degree attainable; 'his landscapes were deemed the acme of beauty'; 'the artist's gifts are at their acme'; 'at the height of her career'; 'the peak of perfection'; 'summer was at its peak'; ' catapulted Einstein to the pinnacle of fame'; 'the summit of his ambition'; 'so many highest superlatives achieved by man'; 'at the top of his profession'.
  98. (en) The greatest possible intensity; 'he screamed at the top of his lungs'.
  99. (en) Platform surrounding the head of a lower mast.
  100. (en) Conical child's plaything tapering to a steel point on which it can be made to spin; 'he got a bright red top and string for his birthday'.
  101. (en) Covering for a hole ; 'he removed the top of the carton'; 'he couldn't get the top off of the bottle'; 'put the cover back on the kettle'.
  102. (en) Garment that extends from the shoulders to the waist or hips; 'he stared as she buttoned her top'.
  103. (en) Canvas tent to house the audience at a circus performance; 'he was afraid of a fire in the circus tent'; 'they had the big top up in less than an hour'.
  104. (en) Go beyond; 'She exceeded our expectations'; 'She topped her performance of last year'.
  105. (en) Pass by, over, or under without making contact; 'the balloon cleared the tree tops'.
  106. (en) Be at the top of or constitute the top or highest point; 'A star tops the Christmas Tree'.
  107. (en) Be ahead of others; be the first; 'she topped her class every year'.
  108. (en) Provide with a top; 'the towers were topped with conical roofs'.
  109. (en) Reach or ascend the top of; 'The hikers topped the mountain just before noon'.
  110. (en) Strike giving it a forward spin.
  111. (en) Cut the top off; 'top trees and bushes'.
  112. (en) Be the culminating event; 'The speech crowned the meeting'.
  113. (en) Finish up or conclude; 'They topped off their dinner with a cognac'; 'top the evening with champagne'.
  114. (en) Situated at the top or highest position; 'the top shelf'.
  115. (en) Not to be surpassed; 'his top effort'.
  116. (en) Program on some Unix systems that shows the current state of system resource usage.
  117. (en) When the bottom of the club contacts the ball above its center of gravity and the ball immediately hits the ground 2 the end of the backswing Example: Nobody likes to top the ball 2 John's club was laid off at the top of his swing.
  118. (en) Bands or Classes- Small groups dating back to 1727 in Herrnhut They were intended to foster spiritual growth within the congregation They met informally for prayer and intimate discussion of personal experience A member could apply to join any group to which he or she felt drawn But the leader had the right to decline the application Following the institution of the Choir system the members of each band were customarily drawn from the same Choir and the group was more commonly known as a class.
  119. (en) 1) A platform at the upper end of the lower mast section 2) The mast section next above the lower mast and the top platform 3) The yard supported by that mast 4) The second lowest square sail It is stretched between the top yard and the course yard.
  120. (en) Tricare Overseas Program The managed health care program Outside the Continental United States TOP blends many of the features of the Department of Defense stateside TRICARE program while also allowing for the significant cultural differences unique to foreign countries and their health care practices The TOP consists of three regionsTRICARE Europe, TRICARE Pacific, and TRICARE Latin America and Canada, including Puerto Rico and the Virgin Islands.
  121. (en) Turn in price on the chart after a rise By itself, it has no predictive value But if it forms into a double top or a head and shoulders top, it comprises a geometric pattern which may have predictive value.
  122. (en) The high end of the mast.
  123. (en) When the bottom of the club contacts the ball above its center of gravity and the ball immediately hits the ground 2 the end of the backswing where the hands are at their highest Example: 'Nobody likes to top the ball ' 2 'Joe hesitated too long at the top of his swing.
  124. (en) Strand of longer fibers that have been straightened, made parallel and separated from the shorter fibers by combing.
  125. (en) Display top CPU processes.
  126. Topaç
  127. Üst, tepe
  128. Zirve, doruk
  129. Baş
  130. Başın tepesinde bulunan saç tutamı
  131. Çoğ
  132. (-ped, -ping) tepesini kesmek
  133. Üstünü kapamak, kapak koymak
  134. Kapak yerine geçmek
  135. Tepesine çıkmak
  136. Tepeye varmak, üstünden geçmek
  137. Geçmek, üstün gelmek
  138. Üstesinden gelmek
  139. Kim
  140. Kapamak, üstünü kapamak, geçmek, aşmak, alt etmek, birinci olmak

karşı (nedir ne demek)

  1. Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi, yamaç
    Örnek: Karşımdaki kitap rafında eserlerim sırayla duruyor. H. E. Adıvar
  2. Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı
  3. Ön, kat, huzur
  4. Bulunan yere göre önde, ileride olan.
  5. Karşıt, zıt, muhalif.
  6. Yüzünü bir şeye doğru çevirerek.
  7. Karşılık olarak, mukabil
  8. İçin, hakkında
  9. (en) Counter.
  10. (en) Contrary.
  11. (en) Opposed.
  12. (en) Adverse.
  13. (en) Averse.
  14. (en) İn the direction of.
  15. (en) İn return for.
  16. (en) İn response to.
  17. (en) The place opposite.
  18. (en) Anti.
  19. (en) Discordant.
  20. (en) Opponent.
  21. (en) Opposing.
  22. (en) Opposite.
  23. (en) Repugnant.
  24. (en) Gainst.
  25. (en) Against.
  26. (en) Facing.
  27. (en) Before.
  28. (en) Con-.
  29. (en) Anti-.
  30. (en) Contra.
  31. (en) Versus.
  32. (en) Towards.
  33. (en) Toward.
  34. (en) Athwart.
  35. (en) Contrary to.
  36. (en) As a cure for.
  37. (en) As a countermeasure to.
  38. (en) Antagonistic.
  39. (en) Derogative.
  40. (en) Derog.

takım (nedir ne demek)

  1. Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman.
  2. Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk.
  3. Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu, grup, ekip, trup.
  4. Birbirini tamamlayan şeylerin tümü
    Örnek: Kadın kahve takımlarını alıp çıktı. N. Cumalı
  5. Sigara ağızlığı.
  6. Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk
  7. Benzer, gibi
    Örnek: ... bu takım düşünceler arasında, dün sütçüye verilen paranın üstünün eksik geldiğini de hatırlıyor. M. Ş. Esendal
  8. Bölüğü oluşturan birliklerden her biri
    Örnek: Bu binayı merkez taburundan bir takım bekleyecek. Ö. Seyfettin
  9. Bir film çeviriminde görüntüleri saptama, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en ufak uygulamanlar topluluğu. TV
  10. Bir televizyon yayınını, özellikle dışarıda canlı yayını gerçekleştiren en ufak uygulamanlar topluluğu.
  11. Canlıların sınıflandırmasında kullanılan, aile ve sınıf arasında bulunan, yakın benzerlik gösteren organizmaların oluşturduğu taksonomik
  12. Bk. ayaktoputakımı.
  13. Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan, familya ve sınıf arasında bulunan, yakın benzerlik gösteren organizmaların meydana getirdiği taksonomik birlik, ordo.
  14. (en) Suit.
  15. (en) Suite.
  16. (en) Team.
  17. (en) Unit, film unit (crew), crew, team,.
  18. (en) Unit, crew, team.
  19. (en) Ensemble.
  20. (en) Parcel.
  21. (en) Platoon.
  22. (en) Layout.
  23. (en) Train.
  24. (en) Band or bunch of people.
  25. (en) Set.
  26. (en) Group.
  27. (en) Clique.
  28. (en) Gear.
  29. (en) Fitment.
  30. (en) Band.
  31. (en) Battery.
  32. (en) Brigade.
  33. (en) Bunch.
  34. (en) Covey.
  35. (en) Gang.
  36. (en) Outfit.
  37. (en) Posse.
  38. (en) Squad.
  39. (en) Tackle.
  40. (en) Tribe.
  41. (en) Pool.
  42. (en) Range.
  43. (en) Togs.
  44. (en) Troop.
  45. (en) Unit.
  46. (en) Set of things.
  47. (en) Crew.
  48. (en) Series.
  49. (en) Party.
  50. (en) Tool.
  51. (en) Fixture.
  52. (en) System.
  53. (en) İmplement.
  54. (en) Assembly.
  55. (en) İnstrument.
  56. (en) Aggregate.
  57. (en) Device.
  58. (al) Aufnahmegruppe, Filmgruppe, Aufnahmestab, Stab, Personengruppe,
  59. (al) Aufnahmegruppe, Aufnahmestab, Stab, Team
  60. (fr) Équipe, personnel, "team"
  61. (la) Ordo

reklamlar



Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletişim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
0.014