|
soul
-
Ruh, can, gönül, kişi, kimse, öz, timsal
-
Ruh, can
-
Zenci müziğinin uyandırdığı heyecan veya his
-
fels
-
Dinlerin ve dinci felsefelerin insanda vücuttan ayrı bir varlık olarak kabul ettiği öz, tin.
-
En önemli nokta, öz
Örnek:
Lakin oyunun ruhunu anlamak mümkün değil. M. Ş. Esendal
-
Esans
Örnek:
Bazısı ruh koklatır, bazısı alnına sirke sürer, bazısı kollarını, bileklerini ovuşturur. H. R. Gürpınar
-
Hayalet, görünmeyecek kadar zayıf kimse
Örnek:
Doktor Hikmet, zayıflaya zayıflaya, âdeta bir ruh hâlini almıştı. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Canlılık, duygu
Örnek:
Nesri gibi güzel bir ruhu olan Falih Rıfkı Türk gazeteciliğini bir vatan hizmeti telakki etmiş ve kutsi bir vazife gibi ifa ediyor. Y. K. Beyatlı
-
Bedeni etkin kılan canlılık ilkesi, bedenin hayat gücü.
-
Bk. tin
-
Dinlerin ve birtakım ikici felsefe öğretilerinin bedenden ayrı ve ölümsüz bir yaşamı olduğunu ileri sürdükleri varlık.
-
Spirit. soul. astral body. esprit. aura. psyche. shade. ghost. essence. essential oil. genius. heartbeat. inner man. manes. pith. pith and marrow.
-
Animation. cabbage. expression. extract. pith. shade. shadow. soul. spirit. zombie. essence. liveliness. vitality. ghost.
-
Essence. ghost. psyche. soul. spirit. extract. concentrated solution. inner man. spunk. tincture. vitality.
-
Soul, spirit
-
İnsan ve hayvanlarda yaşamayı sağlayan ve ölümle vücuttan ayrılan madde dışı varlık
Örnek:
Can çıkmayınca huy çıkmaz. Atasözü
-
Yaşama, hayat
Örnek:
Bir kedi yavrusunu kurtarmak için ipe sarılıp kuyuya iner, canımı tehlikeye koyardım. R. N. Güntekin
-
Güç, dirilik
Örnek:
Her şeyde bu mevsime mahsus bir can, bir dirilik kendini gösteriyordu. M. Ş. Esendal
-
Kişi, birey
Örnek:
Benimle beraber dört canız . F. R. Atay
-
İnsanın kendi varlığı, özü
Örnek:
Ne denir, canımız ne mertebe insan olsa mayamız, maddemiz hayvan... R. N. Güntekin
-
Gönül
Örnek:
Çirkin bana kurban, ben de güzele / Can sever güzeli, maldan ziyade. Karacaoğlan
-
Bektaşilik ve Mevlevilikte tarikat kardeşi.
-
Çok içten, sevimli, sevilen, şirin
Örnek:
Alphonse Daudet ilk gençliğimin can yazarlarından biri idi. T. Buğra
-
Ruh.
-
Güç, dirilik.
-
İnsanın kendi varlığı, özü.
-
Gönü
-
Çok içten, sevimli, şirin kimse.
-
Tin, aluminum container; (Slang) jail, prison; (Slang used in Canada and the USA) toilet, bathroom; dismissal, firing from a position (or job, etc.)
-
Yapmak imkânı (nda) olmak: Can you do thiswork ? Bu işi yapabilir misin? I couldn't find my tie
-
Canada, Canadian.
-
(ed,-ning) konserve kutusu, teneke kutu
-
Çöp tenekesi
-
Abd, argo hapishane
-
Argo yüznümara
-
Argo kaba et
-
Konserve yapmak
-
Kutulara doldurmak
-
Abd, argo kovmak, işine son vermek, slang sepetlemek
-
Argo filime veya teybe almak
-
Ebilmek, yapabilmek, edebilmek, olabilmek; konservesini yapmak, konservelemek; kasede kaydetmek, kayıt yapmak (ses ya da görüntü), uzaklaştırmak (okul), kovmak
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|