Yazar Ol - Yazar Girişi
NND Sözlük
Ana Sayfa > son çekme dayancı nedir, son çekme dayancı ne demek, son çekme dayancıın anlamı, ingilizcesi (son çekme dayancı nnd)

son çekme dayancı nedir

Türkçe'yi seviyoruz ve birçok dil aracı geliştirerek destekliyoruz.






son çekme dayancı

  1. İlk birim kesit alana düşen en yüksek gerilim.
  2. (en) Ultimate tensile strength
  3. (fr) Résistance à la rupture

son  US UK (nedir ne demek)

  1. Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı
    Örnek: Gündüzün son ışıklarıyla beraber sanki odadan eşya da çekiliyordu. P. Safa
  2. En arkada bulunan.
  3. Artık ondan ötesi veya başkası olmayan
    Örnek: Son atlıkarıncayı Kadırga meydanında birkaç yıl evvel görmüştüm. H. A. Yücel
  4. Uç, sınır.
  5. Olanca
    Örnek: Son kuvvetiyle: Ya Ali! diye bağırdı. M. Ş. Esendal
  6. Bir şeyin en arkadan gelen bölümü, bitimi, nihayet, akıbet.
  7. Olum.
  8. Etene.
  9. Etene.
  10. Bk. eş
  11. (en) Last. final. ultimate. late. latest. latter. bedrock. close. conclusive. definitive. farewell. finishing. full. nth. recent. supreme. terminal. last. end. ending. finish. last. extremity. close. result. issue. outcome. conclusion. afterbirth. curtain.
  12. (en) Bottom. breakup. close. closure. conclusion. crucial. death. doom. end. ending. expiration. extreme. fate. final. finish. last. late. latter. recent. sequel. terminal. termination. ultimate.
  13. (en) A male child; the male issue, or offspring, of a parent, father or mother.
  14. (en) A male descendant, however distant; hence, in the plural, descendants in general.
  15. (en) Any young male person spoken of as a child; an adopted male child; a pupil, ward, or any other young male dependent.
  16. (en) A native or inhabitant of some specified place; as, sons of Albion; sons of New England.
  17. (en) The produce of anything.
  18. (en) Jesus Christ, the Savior; called the Son of God, and the Son of man. the divine word of God; the second person in the Trinity a male human offspring; 'their son became a famous judge'; 'his boy is taller than he is'.
  19. (en) End. final. last. conclusion. issue. limit. result. termination. terminus. conclustion. the most recent. placenta. outcome. ending. wind-up. late. resultant. upshot. terminal. tailing. close. extreme. extremity. closing. dead-end. closure. foxtail. stop.
  20. (en) A male human offspring; 'their son became a famous judge'; 'his boy is taller than he is'. the divine word of God; the second person in the Trinity.
  21. (en) One important form the the merging of African and Spanish influences resulted in, it is the root of most familiar styles of Afro-Cuban dance music A blend of the music of the spanish farmers and African slaves, it is believed to have originated in Oriente toward the end of the 19th century It was played by small bands, using guitar or tres, maracas, guiro, claves, bongo, a marimbula and a botija The more urban style played in Havana at the beginning of the century became a national style in 1920.
  22. (en) A Cuban dance similar to the Bolero except that it is wilder in rhythmic accent and more violent in step pattern It is the Son which first served as a basis for the Mambo which in turn became the triple Mambo, now known as Cha Cha This slow rhythmic dance was originally in 2/4 time It became Americanized and is usually played in 4/4 time.
  23. (en) The son is perhaps the oldest and certainly the classic Afro-Cuban form, an almost perfect balance of African and Hispanic elements Originating in Oriente province, it surfaced in Havana around World War I and became a popular urban music played by string-and-percussion quartets and septetos Almost all the numbers Americans called rumbas were, in fact, sones 'El Manicero' was a form of son derived from the street cries of Havana and called a pregon The rhythm of the son is strongly syncopated, with a basic chicka-CHUNG pulse. male child, as in: He brought his son and daughter to work today to teach them about our industry. abbr Service Order Number.
  24. (en) The SON is the number issued by the local exchange carrier to confirm the order for the ISDN service It provides a matching number for cross referencing the order to the phone company.
  25. (en) A missionary for whom one acted as trainer.
  26. (en) Summary of Need.
  27. (en) The Son is the Source of Reason, LOGOS, in the universe There is only one Son, one Reason, one LOGOS, one Christ. equals.
  28. (en) An early style of Cuban dance music, resulting from the blending of African and Spanish influences; the root of most of the familiar styles of Afro-Cuban dance music It was played by small bands, using guitar or tres, maracas, guiro, claves, bongo, and other instruments. but.
  29. (en) placenta
  30. (en) final
  31. Evladım, oğlum
  32. Evladım!, oğlum!
  33. Oğul, erkek evlât, çocuk, evlât

(nedir ne demek)

  1. Birbirinin aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri, benzer
    Örnek: Çorabın öbür eşini yerden almak için sol ayağını uzatıyordun. Ö. Seyfettin
  2. Karı kocadan her biri, hayat arkadaşı, refik, refika
  3. Birlikte yaşayan dişi ve erkek hayvandan her biri.
  4. İkişer kişilik gruplarla oynanan oyunlarda, ortak oynayan iki kişiden her birinin öbürüne göre durumu, partner.
  5. Kuma, ortak.
  6. Arkadaş.
  7. Etene.
  8. 1. Etene. 2. Birlikte yaşayan dişi ve erkek hayvandan her biri.
  9. Dölütle dölyatağını birbirine birleştiren, doğum sırasında çocuktan sonra çıkan; halk arasında çocuklaeş tutulan, bu nedenle çocuğun yazgısını, karakterini, gelecekteki işini etkileyeceği inancıyla birtakım geleneksel ve büyüsel işlemlerden geçirilen zar.
  10. (en) Equal. similar. matching. identic. identical. coequal. correspondent. corresponding. duplicate. fellow. spousal. dutch. one of a pair. match. pair. couple. partner. spouse. husband. wife. better half. placenta. coequal. companion. compeer. consort. c.
  11. (en) Companion. consort. double. equal. husband. image. match. partner. peer. spouse. wife.
  12. (en) Peer. fellow. match. spouse. one of a pair. mate. husband. wife. analogue. counterpart. doublet. twin end. tally. concurrent. matched. symmetric. identical. level. homologous. colleague. comrade. equal. conjugate. duplicate. battered wife. companion. comp.
  13. (en) placenta
  14. (fr) placenta

çekme (nedir ne demek)

  1. Yüksekteki ince dalları çekip kesmeye yarar, ay biçiminde, uzun saplı, ağzı tırtıklı bıçak.
  2. Parmak veya mızrapla çalınan çalgı.
  3. Ağacın yapısındaki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi.
  4. İş yaparken giyilen bir tür şalvar.
  5. Çekilerek giyilen veya kullanılan
    Örnek: Erkekleri yandan lastikli çekme fotinden başkasını bilmiyorlardı. R. H. Karay
  6. Düzgün biçimli.
  7. Çekmek işi
  8. Çekmece
  9. Kolun yada öteki vücut bölümlerinin bükücü kas gücü ile bir direnci kendine yaklaştırması.
  10. Bk. acı çekme
  11. Bk. çevirim
  12. Ağacın bünyesindeki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi.
  13. Bk. çekme
  14. Çözünen bir maddenin çözünmeyen bir maddeden bir çözücü yardımıyla alınması.
  15. Doğuma yardım sırasında yavrunun doğum kanalında ilerlemesini kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla yavrunun bacak ve baş gibi kısımlarına uygulanan çekme, asılma işlemi, traksiyon.
  16. (en) Pull-Off. pull-out. shrinking. towaway. towing. pull. drawing. draw. withdrawal. draft. draught. allure. allurement. extraction. shrinkage. bearing. haul. haulage. hitch. hoist. pluck. soak. traction.
  17. (en) Drag. endurance. extraction. haul. pull. traction. wrench. draw. tug. shrinkage. drawer. till.
  18. (en) Draft. drag. drawing. hauling. pull. pulling. traction. sending. photographing. drawer. till. absorbtion. tension. adhesion. shrinkage. extrusion. rolling. solid drawn. hoist. lug. haulage. sucking. attraction. induced. throttling. aspiration. bleeding. i.
  19. (en) pulling
  20. (en) throwback
  21. (en) towage
  22. (en) traction
  23. (en) Lixiviation; leaching
  24. (al) Schwinden des Holzes
  25. (fr) traction
  26. (fr) Lixiviation; lessivage

ilk  US UK (nedir ne demek)

  1. Zaman, sıra, yer ve önem bakımından ötekilerden önce gelen, son karşıtı
    Örnek: Gözlerini açınca ilk işi saatine bakmak oldu. Y. K. Karaosmanoğlu
  2. Herhangi bir şeyin en önde olanı, önce geleni
    Örnek: İnsanı insan yapan duyguların ilkidir aşk. N. Cumalı
  3. Birinci olarak, en başta.
  4. (en) First. primary. the very first. original. beginning. early. elementary. initial. initiative. initiatory. maiden. opening. preliminary. premier. primal. prime. primitive. primordial. pristine. proto-.
  5. (en) Early. first. former. initial. maiden. opening. preliminary. premier. primary. prime.
  6. (en) İnitial. the first. elementary. original. preliminary. primal. prime. primitive.
  7. (en) A kind of person; 'I don't like people of his ilk'.
  8. Sınf, çeşit, tür, tip, cins
  9. Tür, çeşit, tip

birim(nedir ne demek)

  1. Bir kümenin her elemanı.
  2. Bir çokluğu oluşturan varlıkların her biri, ünite.
  3. Bir niceliği ölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen değişmez parça, vahit.
  4. Herhangi bir kuruluştaki alt bölümlerden her biri.
  5. Dilin, oluşturduğu yapı içinde, belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğu bağıntılarla tanımlanan ayrı nitelikli öge, ünite.
  6. Bir doğabilimsel niceliğin ölçümü için o nicelik cinsinden seçilen ve 1 değerinde sayılan büyüklük.
  7. Bir ölçme ölçünü olarak benimsenen nicelik ya da boy.
  8. Bir tanem, sevdiğim, biriciğim.
  9. (en) Unit, measuring unit
  10. (en) Unit. monad.
  11. (en) Denomination. unit.
  12. (en) Volume. module. unit. point.
  13. (en) unit
  14. (en) module
  15. (al) Einheit, Niasseinheit
  16. (al) Einheit
  17. (fr) Unité (de mesure)
  18. (fr) unité

reklamlar



Bunları Kaçırmayın

  • BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
  • Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
  • Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)


Hakkında  -  Araçlar  -  Testler  -  Son Eklenenler  -  Yasal Konular  -  Yardım  -  İletişim

© Nedir Ne Demek (NND Sözlük)
Türkçe-Türkçe, Türkçe-İngilizce, İngilizce-Türkçe, İngilizce-İngilizce Sözlük