|
servis arabası
-
Bir iş yeri çalışanlarının veya öğrencilerin taşınması için hizmet veren araç, servis aracı.
-
Lokantalarda müşteriye hizmet vermek üzere kullanılan tekerlekli araba.
-
Bk. çayarabası
-
Serving cart.
-
Guard's van.
çayarabası (nedir)
-
Genel ve özel konutlarda mutfak ile yemek odası arasında yiyecek-içecek taşımayı kolaylaştıran tekerlekli araç.
-
Teewagen
-
Sofrada hizmet etmekle görevli kimsenin yaptığı iş ve bu işin yapılma biçimi, sofra hizmeti.
-
Yemekte gerekli olan tabak, çatal, bıçak, kaşık, peçete vb. şeylerin tümü.
-
Bir yönetimde, bir kurum veya kuruluşta, bütünün bir parçasını oluşturan iş, hizmet; bu işin yapıldığı yer.
-
Burada görevli kimselerin tümü.
-
Herhangi bir kuruluşun ulaşım işlerinde kullanılan taşıma aracı.
-
Otomobil, beyaz eşya vb. ürünlerin bakım ve onarımlarının yapıldığı yer.
-
Voleybol, masa tenisi, tenis vb. oyunlarda oyuna başlama vuruşu.
-
Bk. bakım
-
Service. serving. serve. service station.
-
Delivery. round. serve. service. department.
-
Service. department. section. service charge. vehicle operated by a business or government office to convey its employees. accomodations. course. non price competition.
-
Servigillerden, Akdeniz bölgesinde çok yetişen, kışın yapraklarını dökmeyen, 25 m boyunda, ince, uzun, piramit biçiminde, çok koyu yeşil yapraklı bir ağaç, andız (Cupressus sempenvirens).
-
Koyu yeşil yapraklı, ince uzun bir ağaç türü.
-
Cypress.
-
Tekerlekli, motorlu veya motorsuz her türlü kara taşıtı
Örnek:
Ve arabayı dörtnala ileri sürdü. H. Taner
-
Bu taşıtın aldığı miktarda olan.
-
Sirkin barınma ve çeşitli çalışma yerleri olarak kullanılanaraba.arabalar bir yerden başka bir yere gitmede de kolaylık sapar.
-
Car. automobile. motorcar. cart. carriage. auto. autocar. gharry. motor. wheel.
-
Automobile. car. carriage. motorcar. auto. vehicle. cart. wagon.
-
A wagon or cart, usually heavy and without springs, and often covered.
-
Car. automobile. automobile. machine.
-
Wagon
-
Char
-
Suff. orium
-
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân
Örnek:
İzinsiz bir yere gitmek ne haddime? M. Ş. Esendal
-
Gezinilen, ayakla basılan taban
Örnek:
Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu. H. Taner
-
Bulunulan, yaşanılan, oturulan şehir, kasaba, mahalle
-
Durum, konum, vaziyet.
-
Ülke, bölge.
-
Görev, makam
Örnek:
Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz? M. Ş. Esendal
-
Önem.
-
Yerküre.
-
Dışarıdaki çevirimlerin gerçekleştirildiği uzay.
-
Location
-
Terraneous. earth. premises. footing. whereabouts. glebe. ground. locale. locality. location. locus. mother earth. place. position. post. quarter. room. seat. site. situation. situs. slot. space. spot. stand. standing. station. stead. terrain. ubiety.
-
Ground. earth. landmark. locality. location. place. point. position. room. seat. site. situation. space. spot. stand. station. stead.
-
Location. floor space. ground. land. lieu. locale. locality. locus. place. room. seat. slot. spot. spot of land. station. stead. terrain. way. world.
-
Aufnahmegelande, Aufnahmeort, Drehort, Schauplatz, Standort, Motiv, Originalmotiv
-
Heu
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|