|
sembolizm
-
Olayları yorumlamaya veya inançları anlatmaya yarayan semboller sistemi, simgecilik.
-
Sanat eserinin değerini, gerçeğin olduğu gibi aktarılmasında değil, duygu ve düşüncelerin, işaret ve biçimlerin uygunluk içinde düzenlenişinde gören, ayrıca kelimelerin müzik ve sembol değerine dayanılarak en anlatılmaz duygu inceliklerinin bile sezdirilebileceğini savunan edebiyat ve sanat akımı, simgecilik.
-
Bk. simgecilik
-
symbolism
-
Sembolizm.
-
Symbolism. symbolism sembolizm.
-
symbolism.
-
Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka
Örnek:
O olaydan sonra bir daha yalnız kalmamıştık onunla. N. Cumalı
-
Önemli tarihsel olgu, fenomen.
-
1- Bilim konusu olarak gözleme açık her türlü olgu ya da koşul. 2- Deneme sonucu sezilen ya da bilinen ilk özdek, nesne, 3- Doğa olgusu.
-
Event. happening. fact. circumstance. incident. affair. case. episode. experience. instance. occurrence. scene.
-
Business. case. episode. event. experience. fact. happening. incident. occurrence. phenomenon. scene. thing.
-
Palm leaves, prepared for being written upon with a style pointed with steel.
-
Act. case. event. incident. occurrence. phenomenon. unusual event. action. affair. appearance. batch. casus. circumstance. episode. fact. happening. hardy annual.
-
phenomenon
-
Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma
Örnek:
Otuz yıl boyu, Türk tiyatrosunun, Türk oyunları ile kalkınacağına inancını bir gün yitirmedi. H. Taner
-
Birine duyulan güven, inanma duygusu.
-
İnanılan şey, görüş, öğreti
Örnek:
Kendi getirdikleri inançtan başka her şeye kapalıdır zevkleri. N. Ataç
-
Tanrı'Ya, bir dine inanma, iman, itikat
-
Bir şeyi güvenle doğru sayma tutumu. Bu anlamda: 1- Yeterince gerekçesi bulunmayan, kesin olmayan bir şeyi doğru sayma; us yoluyle genel geçer bir doğrulama yapmadan, başkasının tanıklığı üzerine kurulmuş kanıtları, hiç bir kuşku duymaksızın onaylama. 2- Öznel olarak yeterli olan, ama nesnel olarak yeterli olmayan gerekçelerden ötürü bir şeyi doğru sayma. // Bu: a. usa uygun, b. duygulara uygun, c. istemeye uygun bir kanı ve onaylama olabilir. 3- Bütün yapıp etmelerimizin temelinde bulunan yaşamadan gelen zorunlulukla dış dünyanın (nesnelerin, başka benlerin, Tanrı'nın) var olduğunu kabul etme; bilimsel, ahlaksal, estetik ve fizikötesi açıklamalarda, önermelerin doğruluğunu onaylama. 4- (Hume'da) Alışkanlık kavramı ile bağlılık içinde temel kavramlardan biri: Bir algı ya da anıya bağlı duygu ; Hume'a göre var olma, algılanmış olma ile aynı şey olduğundan var olma algılanmadan edinilen birinançtır. 5- Kişisel düşünmeye dayanmayan, ortaklaşa düşüncenin yansısı olan onaylama ve inanış. (Sanı olarakinanç.) 6- Yabancı bir yetkenin etkisiyle bir şeyi doğru sayma; bu anlamdainanç, inanılan, özellikle dinsel alanda doğru sayılan şeydir.
-
Belief. faith. confidence. religion. affiance. conscience. conviction. credence. credo. creed. cult. dogma. faithfulness. opinion. persuasion. positiveness. reliance. tenet. opinions.
-
Belief. faith. confidence. religion. affiance. conscience. conviction. credence. credo. creed. cult. dogma. faithfulness. opinion. persuasion. positiveness. reliance. tenet. opinions. credit.
-
Confidence. trust. assurance. belief. conviction. faith. idea. persuasion.
-
belief
-
croyance
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|