|
saydam kat
-
(karşılık.kornea), (Lât. cornu =boynuz): Göz yuvarlarının örten en dış örtünün saydam olan ön bölgesi; petek gözün herbiri ommatidyumunun dış saydam tarafı.T. : karniye tabakası Lat.: cornu
-
Cornea
-
Hornnhaut
-
Cornée
-
İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim), şeffaf
Örnek:
Atlet vücudunu bütünüyle gösteren, saydam bir sabahlık giymişti. A. İlhan
-
Üzerindeki resim ve şekilleri beyaz bir zemin üzerine yansıtmak amacıyla tepegöz ve projeksiyona konan şeffaf, ışığı geçiren kâğıt veya madde, slayt.
-
Diyapozitif.
-
Asetat.
-
Açık seçik, belirgin.
-
Ardındaki nesnelleri belirgin biçimde gösteren ışık geçirici ortam.
-
Ardındaki nesnelleri belirgin biçimde gösteren ışık geçirici ortam.
-
İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan nesne. 2. Parlak.
-
Transparent. clear. pellucid. hyaloid. liquid.
-
Filmy. limpid. transparent. transparent şeffaf.
-
Slide. transparent. airy. clear. glare. limpid. luculent. translight.
-
Transparent
-
Durchsichtig
-
Transparent
-
Bir yapıda iki döşeme arasında yer alan daire veya odaların bütünü
Örnek:
Yemekten sonra evin üst katında, ocaklı bir odaya çıktık. S. F. Abasıyanık
-
Bir yüzey üzerine az veya çok kalın bir biçimde, düzgün olarak yayılmış bulunan şey.
-
Üst üste konulmuş şeylerden her biri, tabaka.
-
Giyeceklerde takım
-
Apartman dairesi.
-
Ön, yan
-
Huzur.
-
Bükülen veya kıvrılan bir şeyin her kıvrımı.
-
Kesme, kesilme.
-
İlgiyi kesme.
-
Sonuca bağlama, bitirme.
-
Kesme.
-
Film tabanı üzerine sürülen çeşitli duyar özdek ya da koruyucu özdekten oluşan astar.
-
Pile
-
Layer, coat, coating
-
Fold. layer. ply. coating. storey. story. flat. floor. deck. multiple. coat. fall. lap. stair. fold.
-
Coat. coating. convolution. covering. crease. deck. flat. fold. layer. multiple. ply. pucker. slab. stratum. tier. floor. storey. story. time.
-
Floor. fold. layer. stratum. story. storey. time (s. multiple. accomodation. bed. coat. covering. crease. ply. stage. tier. time. tuck.
-
Schicht, Überzug
-
Couche
-
(i)., (ABD). mısır, (bot). Zea mays; tahıl tanesi; tane; (ing). buğday, hububat, tahıl. corn belt mısır yetiştiren bölge (ABD'nin orta eyaletleri). corn bread mısır ekmeği. corn drill mısır ekmeye mahsus makina. corn flour mısır unu; (ing). mısır nişastası. corn laws ingiltere tarihinde hububat satışını düzenleyen kanunlar. corn meal mısırdan imal edilen ve irmiğe benzeyen bir besin. corn silk mısır püskülü. corn syrup glikoz. corn whisky mısırdan yapılmış viski.
-
(i). nasır.
-
F. salamura etmek; kurutmak (tuzlayıp)
-
Görme organı.
-
Bazı deyimlerde, görme ve bakma.
-
İyi veya kötü nitelikler, tutkular, duygular anlatan bakış.
-
Bakış, görüş.
-
Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak
Örnek:
Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu? T. Buğra
-
Delik, boşluk
Örnek:
Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır. S. F. Abasıyanık
-
Çekmece.
-
Terazi kefesi.
-
Kartlar üzerinde açılan ve içerisine mikrofilm parçası geçirilen delik.
-
Görme organının, içinde dış dünyanın görüntüsünün oluştuğu ve bu görüntünün sinirsel uyarmalara dönüştüğü, başlangıç parçası.
-
1- Çok küçük budak. 2- Çekmece boşluğu.
-
Bk. çekmece
-
Bk. göz
-
Eye. optic. optical. ocular. orbital. ophthalmic. eye. orbit. orb. blinker. sight. cell. compartment. drawer. cubbyhole. cubby. cubicle. cuddy. eyehole. glim. optic. opto-.
-
Drawer. eye.
-
Drawer. eye. sight. seeing. attitude. way of behaving. spring. eye. division. part. the evil eye. bad luck caused by another's envy. love. friendship. esteem. bud. square. case. bin. source. orifice. bord. rack. pane. partition. pore.
-
Aperture
-
Eye
-
Auge
-
Oeil
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|