|
saydam boya
-
(Resim) Resimde, çömlekçilikte bir renk ya da yüzey üzerine sürülen cam gibi saydam, renkli boya.
-
Glazing
-
Glacis, Lasur
-
İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim), şeffaf
Örnek:
Atlet vücudunu bütünüyle gösteren, saydam bir sabahlık giymişti. A. İlhan
-
Üzerindeki resim ve şekilleri beyaz bir zemin üzerine yansıtmak amacıyla tepegöz ve projeksiyona konan şeffaf, ışığı geçiren kâğıt veya madde, slayt.
-
Diyapozitif.
-
Asetat.
-
Açık seçik, belirgin.
-
Ardındaki nesnelleri belirgin biçimde gösteren ışık geçirici ortam.
-
Ardındaki nesnelleri belirgin biçimde gösteren ışık geçirici ortam.
-
İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan nesne. 2. Parlak.
-
Transparent. clear. pellucid. hyaloid. liquid.
-
Filmy. limpid. transparent. transparent şeffaf.
-
Slide. transparent. airy. clear. glare. limpid. luculent. translight.
-
Transparent
-
Durchsichtig
-
Transparent
-
Renk vermek, dış etkilerden korumak için eşyanın üzerine sürülen veya içine katılan renkli madde
Örnek:
Tırnaklarının boyasını beğenmiyorum. F. R. Atay
-
Resim yapmak için kullanılan kuru, sulu veya yağlı boya.
-
Renk
Örnek:
Son asır içinde elimizin değdiği her şey gibi, orasını da badana, sarı boya ve kalın çiçeğe boğmuşuz. F. R. Atay
-
Aldatıcı görünüş.
-
Yazmak için kullanılan mürekkep.
-
(Resim) Başka cisimlerin yüzeyinde renkli bir katman oluşturmada kullanılan özdek. a. bk.boyayıcıboyalar.
-
Coloring. colouring. paint. color. colour. dye. coloring. colouring. stain.
-
Colour. colouring. paint. stain. dye.
-
Paint. stain. dye. pigment. dyestuff. ink. tinct. tint. tincture. tinge. wash. stainer. blot. artists'medium. colour.
-
Paint, colour
-
Peinture
-
Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem, fırça gibi araçlarla kâğıt, bez vb. üzerinde yapılan biçimleri
Örnek:
Konulu resim parçaları kendiliğinden ve doğru olarak yan yana gelivermiş, hikâye ortaya çıkmıştı. T. Buğra
-
Bunu yapmak için gerekli yöntemleri öğreten sanat
-
Fotoğraf
-
Bazı eşyadan ve işlerden alınan vergi veya harç
-
Tören.
-
1. Film üzerinde çerçeve içinde yer alan fotoğraflardan her biri
-
Bir canlıresim için çizilenresimlerin her biri. TV
-
Almaç görüntülüğünde, görüntülüğün üst satırdan alt satıra değin taranması sonunda oluşan görüntü
-
İzleyicinin almaç görüntülüğünde gördüğü, izlediği görüntünün en ufak birimi.
-
Bk. görüntü
-
Öğrencilere gözlem, izlenim ve imgelemleri ile duygu ve tasarımlarınıresimle anlatabilme bilgi, beceri ve yetisini kazandırmak; sanat yapıtlarını değerlendirmek için gerekli ölçüleri kavramaları konusunda onlara yardımcı olmak; boş zamanlarını yararlı biçimde geçirmelerini sağlayacak güzel bir uğraşı alanını sevdirmek amacıyla türlü okul programlarında yer alan ders.
-
1. picture, frame, image, photographie image, film image, single frame, 2. cartoon, drawing, 3-4. television picture (image)
-
Picture. pictorial. picture. figure. drawing. painting. photo. image. illustration. tableau. tablature. dues. tax. effigy. likeness.
-
Drawing. illustration. pattern. picture. valentine. photograph. design. painting. photo fotoğraf. due. tax. toll.
-
Duty. picture. drawing. painting. fresco. mosaic. print. art of drawing or painting pictures. impost. ceremony. image. plan. figure. chart. drafting. plotting. design. draught. graphic. plate. aspect. device. tableau. due. levy. rate. charge. fee. excise.
-
Drawing
-
1. Bild, Filmbild, Einzelbild, Vollbild, Aufnahme, 2. Zeichnung, "Cartoon", 3-4. Fernsehbild
-
1. photogramms, vue, cadre, image, 2. dessin, "cartoon", 3. image de télévision
-
Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum
Örnek:
Birisi sütsüz çikolata renginde, uzun boylu, geniş omuzlu, Amerikan boksörlerine benziyordu. A. Gündüz
-
Nitelik.
-
Belirli dalga uzunluğundaki elektromıknatıs ışınımın gözün ağkatında yarattığı etkinin, merkez sinir dizgesince yorumundan doğan durum.
-
1- Duyulanmanın niteliğinde, ışığın tayfsal bileşim ayrımlarının doğurabilecekleriyle aynı cinsten olan ayrımları gözlemeyi ve ayırt etmeyi sağlayan, görsel bir duyulanmanın belirtisi, ıralayıcı niteliği. 2- "1" de tanımlanan görsel duyulanmayı doğuran ışık uyartılarının (ışık kaynağı ya da nesne) ıralayıcı niteliği. 3- '1" ya da "2" de tanımlanan ama, siyah, gri, beyaz gibi görüler dışında kalan ve birrenksel doymuşluğu olan kırmızı, yeşil, mavi vb. görülerle sınırlanan ıralayıcı nitelik, bkz. algısalrenk, ruhfizikselrenk.
-
Colour (ABD: color)
-
Coloring. colouring. color. colour. complexion. coloring. colouring. tint. tincture. hue. flush.
-
Colour. hue. color. sort. kind. variety.
-
Color.
-
Colour
-
Farbe
-
Couleur
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|