|
sayaç takımı
-
Sayaç giriş tarafının gaz servis hattına, çıkış tarafının tüketici yakıt hattına bağlanması amacıyla kurulan boru donanımı ve boru bağlantı parçaları.
-
Hava gazı, elektrik, su vb.nin kullanılan miktarını veya mekanik etkilenmeleri ölçen alet, saat.
-
Alıcılarda ve bazı öbür sinema aygıtlarında pencere önünden kaç resim geçtiğini belirten araç
-
Sinema aygıtlarında, ses aygıtlarında ne kadar film ya da kuşak kullanıldığını uzunluk çeşidinden (genellikle ayak ya da metre olarak) belirteç, sayaç.
-
Picture counter, frame counter, length counter, footage counter (indicator).
-
Meter. counter. current meter. recorder. register. telltale.
-
Counter. meter. register.
-
Meter. gauge. counter.
-
counter
-
Bildzähler,
-
Filmlängenmessuhr, Meterzähler, Fusslängen-zähler
-
Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman.
-
Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk.
-
Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu, grup, ekip, trup.
-
Birbirini tamamlayan şeylerin tümü
Örnek:
Kadın kahve takımlarını alıp çıktı. N. Cumalı
-
Sigara ağızlığı.
-
Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk
-
Benzer, gibi
Örnek:
... bu takım düşünceler arasında, dün sütçüye verilen paranın üstünün eksik geldiğini de hatırlıyor. M. Ş. Esendal
-
Bölüğü oluşturan birliklerden her biri
Örnek:
Bu binayı merkez taburundan bir takım bekleyecek. Ö. Seyfettin
-
Bir film çeviriminde görüntüleri saptama, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en ufak uygulamanlar topluluğu. TV
-
Bir televizyon yayınını, özellikle dışarıda canlı yayını gerçekleştiren en ufak uygulamanlar topluluğu.
-
Canlıların sınıflandırmasında kullanılan, aile ve sınıf arasında bulunan, yakın benzerlik gösteren organizmaların oluşturduğu taksonomik
-
Bk. ayaktoputakımı.
-
Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan, familya ve sınıf arasında bulunan, yakın benzerlik gösteren organizmaların meydana getirdiği taksonomik birlik, ordo.
-
L.Unit, film unit (crew), crew, team, 2. unit, crew, team
-
Set. suit. suite. team. group. clique. gear. fitment. band. battery. brigade. bunch. covey. gang. outfit. posse. squad. tackle. tribe.
-
Set. suit. suite. team. group. clique. gear. fitment. band. battery. brigade. bunch. covey. gang. outfit. posse. squad. tackle. tribe. ensemble. parcel. platoon. pool. range. togs. troop. unit.
-
Set. battery. gang. kit. layout. platoon. set. suite. tackle. team. train. group. new. troop. band or bunch of people. set of things. team. unit. crew. series. party. tool. fixture. system. implement. assembly. instrument. aggregate. device. h.
-
set
-
Aufnahmegruppe, Filmgruppe, Aufnahmestab, Stab, Personengruppe,
-
Aufnahmegruppe, Aufnahmestab, Stab, Team
-
Équipe, personnel, "team"
-
ordo
-
Girme işi veya biçimi
Örnek:
Fakülteye her girişimde ilk selamlaştığım o olurdu. H. Taner
-
Bir yapıda içeri geçilen yer, methal, antre.
-
Bir eserin konusunu tanıtarak kolay kavranmasını sağlayan, ön sözden sonra yer alan bölüm, methal.
-
Bir anlatımda gelişme bölümüne hazırlık yapmayı sağlayan bölüm, girizgâh.
-
Bir bilime hazırlık amacıyla yazılan eser.
-
Bir müzik parçasında baştaki bölüm, methal.
-
Parmak izi, avuç izi veya olay yeri izinin optik tarayıcı vasıtasıyla taranarak, sonraki işlemler için geçici olarak OPTES'e alınması, tarama.
-
Bk. filmgirişi
-
Lead-In. entry. entrance. admittance. input. inlet. intake. introduction. checkin. access. adit. admission. ante. door. doorway. entree. exordium. induction. inflow. influx. ingress. lead in. pass. port. preamble. prelude. proem. vestibule.
-
Access. admission. door. doorway. entrance. entry. foyer. inlet. input. intake. introduction. preamble. preliminary. prologue.
-
Preamble. input. introduction. entry. access. entrance. gate. inlet. intake. going in. adit. admission. arrivals. hall. matriculation. frontispiece. preface. participation. approach. elementary. entree. prelude. prologue. vestibule.
-
introduction
gaz(nedir ne demek)
-
Tül.
-
Normal basınç ve sıcaklıkta olduğu gibi kalan, içinde bulunduğu kabın her yanına yayılma ve bu kabın iç yüzeyinin her noktasına basınç yapma özelliğinde olan akışkan madde.
-
Yağı, petrol
Örnek:
Aklıma geldi, kilerden bir teneke gaz çıkarttım. A. Gündüz
-
Sindirim borusunda, ağızdan yutulan hava ile mayalanma sonucu oluşan uçucu maddelerin karışması.
-
lambası
Örnek:
Gözümü açtım ki gazlardan ikisi de sönmüş. A. Rasim
-
Doğal gaz.
-
Gaz yağı, petrol
-
Gaz lambası
-
Bk. uçun
-
Bir özdeğin moleküllerinin özgürce ötelenme devinimi yapabildikleri, sınır yüzeyi olmayan evre.
-
Bir özdeğin moleküllerinin özgürce ötelenme devinimi yapabildikleri, sınır yüzeyi olmayan evre.
-
Gaseous. gas. oil. fuel gas. exhalation. aero-.
-
Fume. kerosene. gas. oil. flatulence. wind.
-
Gas. kerosene. illuminating oil. vapor. vapour. fume. gaseous. aeriform. gauze. public-utility company. exhale.
-
gas
-
gas
-
gaz
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|