|
satmak
-
Bir değer karşılığında bir malı alıcıya vermek
Örnek:
Geniş arazisini parselleyip sattı. T. Buğra
-
Kendinde olmayan bir şeyi var gibi göstermek, taslamak
Örnek:
Onun yerinde kim olsa bu kadar azamet satardı. P. Safa
-
Bir kimse, kendini veya başkasını olduğundan daha önemli, yetkili ve değerli göstermek
Örnek:
Herhâlde beni de satmasını bilmiş olacaktı ki, hatırlılar masasında ehemmiyetli bir adam gibi karşılandım. R. N. Güntekin
-
Bir çıkar karşılığında bir şeyi gözden çıkarmak, feda etmek.
-
Bir yolunu bularak birinden ayrılmak.
-
(Tul.): Bir jestin, bir mimiğin, bir tümcenin, bir bölümcüğün altını çizmek, vurgulayıp belirtmek.
-
Sell. market. dispose of. offload. push off. resell. unload. vend.
-
Sell. market. dispose of. offload. push off. resell. unload. vend. flog. realize. trade. to sell. to pretend. to flog. to get rid of. to choke off. to dispose of sb/sth. to sell sb out.
-
To sell. to effect on sale. to conclude a sale. to put on a show of. to affect. to deal in. to pretend. to assume. to vaunt. dispose. dispose of. flag. flog. flog off. handle. trade off. vend.
-
Give the game away
-
Sell smb. down the river
-
Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet.
-
Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, paha.
-
Yüksek ve yararlı nitelik.
-
Üstün, yararlı nitelikleri olan (kimse)
Örnek:
Bu kız aramaya, düşünmeye değer bir şey değildi. R. N. Güntekin
-
Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey.
-
Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı.
-
Neoklasik iktisada göre tüketicinin son biriminin faydasını dikkate alarak bir mala verdiği göreli önem.
-
Emek-Değer kuramına göre bir malın içerdiği emek zamanı.
-
Neoklasik ve emekdeğer kuramlarına göre iki mal arasında olması gereken değişim oranı. krş. değişimdeğeri,
-
Dışalım eşyasının Dünya Ticaret Örgütünün ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca tespit edilen bedeli.
-
Bir büyüklüğün ya da bir özelliğin bir birim cinsinden nicel tutan.
-
Yüksek nitelik.
-
Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse.
-
Bir şeyin önemini belirten ölçü, karşılık.
-
1-Bir varlığın ruhsal, toplumsal, ahlaksal ya da güzellik yönünden taşıdığı düşünülen yüksek ya da yararlı nitelik. 2- Bir değişkenin yada bilinmeyenin sayı ile anlatımı.
-
Worth. worthy. worthy of. worthwhile. worth. value. price. worthiness. valuation. rate. amount. costliness. currency. dearness. merit. preciousness.
-
Account. cost. dignity. meaning. merit. price. significance. value. weight. worth. worthy.
-
Value. asset. assets. price. worth. valuable quality. actual value. account. cost. esteem n. merit. premium. valuation. valuta.
-
value
-
Wert
-
valeur
-
[karşılık] n. equivalent, provisions, return, wages, answer, reply, payoff, consideration, counter, counterbalance, counterpart, offset, payment, provision, quid pro quo, quittance, reciprocation, recompense, remuneration, repayment, requital, response, reward
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|