|
satıcı kredisi
-
Dışalımcıların hâkim olduğu bir piyasada, dışsatım yapabilmek amacıyla dışalımcılara vade tanınması.
-
Suppliers' credit
-
Alıcıya bir şey satan kimse
Örnek:
Gelen yolcuların çoğu bir Akbaba alıyordu satıcıdan. Y. Z. Ortaç
-
bâyi.
-
Salesperson. salesman. seller. dealer. vendor. vender. saleslady. salesclerk. saleswoman. monger. shop assistant. supplier. monger.
-
Clerk. dealer. purveyor. rep. salesman. saleswoman. seller. tradesman. vendor.
-
Resaler. seller. supplier. vendor. clerk. reseller. dealer. salesman. saleswoman. sales representative. peddler (Br pedlar. salesperson. free dealer. disposer. monger. purveyor. vendor vender.
-
trafficker
-
Borç ödemede güvenilir olma durumu.
-
Ödünç alınan veya verilen mal, para
Örnek:
Kredi almada, senet ödemede, şunda bunda oldum olası kolaylık göstermişlerdir. A. İlhan
-
Güven, saygınlık, itibar.
-
Belli bir öğrenimin tamamlanması için öğrencilerden istenen her türlü kuramsal ve uygulamalı çalışmalar göz önünde tutularak bir yarıyıl veya bir öğretim yılı okutulan herhangi bir dersin, okul programı bütünlüğü içindeki değerini nicelik olarak gösteren birim.
-
Para, mal veya para cinsinden bir değerin belirli bir vade ve koşulla geri alınmak üzere verilmesi.
-
Bk. sayca
-
Bk. öğrenim değeri
-
Bk. öğrenim ödencesi
-
Credit. trust. tick.
-
Credit. loan. trust.
-
Credit. loan. good credit standing. good credit rating. trust.
-
Credit, loan
-
Geniş anlamda bankaların verdikleri borç paralar.
-
Birine peşin para istemeden belirli bir ölçüye kadar mal verme.
-
Ödünç para vermeyi üstüne alma.
-
credit
-
crédit
-
Egemenliğini yürüten, buyruğunu yürüten, sözünü geçiren, egemen; duygu, davranış vb. yi istenciyle denetleyebilen (kimse).
-
Tanrı.
-
Bilge.
-
Egemenliğini yürüten, buyruğunu yürüten, sözünü geçiren, egemen
Örnek:
Arkasında yavaş fakat çok hâkim bir ses işitmişti. A. Gündüz
-
Başta gelen, başta olan, baskın çıkan.
-
Duygu, davranış vb.ni iradesiyle denetleyebilen (kimse)
-
Yüksekten bir yeri bütün olarak gören.
-
Yargıç
-
Benzerleri arasında güç ve önem bakımından başta gelen, dominant, başat.
-
yargıç.
-
Bk. yargıç
-
Dominating. commanding. dominant. predominant. magisterial. sov'ran. judge. ruler. adjudicator. justice. savant. recorder. solon.
-
Judge. masterful. predominant. sovereign. sage bilge.
-
God Tanrı. age. of great wisdom. philosopher. ruler. dominating.
-
A wise man; a physician, esp. a Mohammedan.
-
A Mohammedan title for a ruler; a judge. a Muslim physician a Muslim ruler or governor or judge.
-
Adjudicator. ruling.
-
A Muslim ruler or governor or judge. a Muslim physician.
-
[hakim] n. Muslim doctor who uses traditional medications (also hakeem)
-
Hekim, geleneksel ilaçlar kullanan Müslüman doktor (ayrıca hakeem)
-
Satıcıların mal satmak için bir araya geldiği yer, pazar
Örnek:
Şimdi de pazar, piyasa yerlerinde, mahalle dolaylarında tanır, sayarlar. M. Ş. Esendal
-
Bir yol üzerinde gidip gelerek gezinme
Örnek:
Kahvenin önünden dört beş kere daha geçer, akşam piyasasını yapardım. S. F. Abasıyanık
-
Alışveriş fiyatı, geçerli fiyat
Örnek:
Sonbaharda, yakında açılacak tütün piyasasının haberleriyle ümitlenir, tasalanır, yüzleri bir gün gülerse beş gün kederli kalırdı. N. Cumalı
-
Arz ve talebin karşılaştığı alan.
-
Ortalık
Örnek:
Bunlardan bir kısmı bugün piyasada alaturka çalgıcılığın en ileri gelenlerindendir. O. C. Kaygılı
-
Satak. ~ fîâtı: satak ederi.
-
Bk. genel satak
-
Market. quotation. pleasant stroll. the market. current price.
-
Market. strolling. public places. established brand , image , market , product.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|