|
sağlık
-
Vücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, esenlik, sıhhat, afiyet.
-
Vücudun iyi veya kötü olması durumu.
-
Sağ, canlı, diri olma durumu
Örnek:
Aradan dört beş yıl geçince bir yerden de haber gelmeyince sağlığından umutlarını kesmişler. M. Ş. Esendal
-
Salık.
-
Güvenilir, inanılır olma durumu.
-
Hasta olmama durumu, esenlik.
-
Health. sanitary. sanitarian. curative. hygienic. health. soundness. well-being. sense of well-being. welfare. fitness.
-
Health. sanitary. sanitarian. curative. hygienic. soundness. well-being. sense of well-being. welfare. fitness.
-
Good health. condition. fitness. physical health. weal. welfare.
-
Sağlığı bozuk olan, esenliği yerinde olmayan, hastalanmış, rahatsız
Örnek:
Annem o evin önü sofalı bir odasında hasta yatıyordu. Y. K. Beyatlı
-
Aşırı düşkün, tutkun.
-
Parasız, züğürt.
-
Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan.
-
Sick. ill. unwell. invalid. ailing. in bad health. diseased. fanatic. fanatical. poorly. unsound. valetudinarian. valetudinary. weakly. under the weather. patient. client. buff. case. fan. invalid. sufferer. valetudinarian.
-
Sick. ill. unwell. invalid. ailing. in bad health. diseased. fanatic. fanatical. poorly. unsound. valetudinarian. valetudinary. weakly. under the weather. patient. client. buff. case. fan. sufferer. crazy. freak. hooked. indisposed. into. keen. lover. mad. nut. peculiar. potty. punk. upset.
-
Ill. invalid. sick. sick person. patient. excessively fond of. ail. ailing. diseased. poorly. under the wheater. unwell. wan.
-
Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon
Örnek:
Genel Sekreter, kazadaki sıtma durumu hakkında verdiğim uzun tafsilattan pek memnun kaldı. R. N. Güntekin
-
Duruş biçimi, konum.
-
Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.
-
İsim soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.
-
Bkz. hal.
-
Condition. situation. state. circumstance. case. position. status. attitude. score. occasion. state of affairs. ball game. conjuncture. context. estate. event. fact. fettle. footing. instance. lay. lie. pass. plight. posture. repair. set. set-up. sha.
-
Capacity. case. circumstance. condition. footing. occasion. order. point. position. situation. state. status. things.
-
Wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.
-
State. condition. situation. circumstances. status.
-
Score
-
(i). unundan makarna yapılan bir cins buğday (bot.) Triticum durum.
-
Bir ayaktopu kümesinde takımların aldıkları sonuçlara göre kazandıkları değerler. Uluslararası kurallara göre kazanan takım iki, yenişemeyen takımlar birer değer alırlar. Yenik takımlar ise değer alamazlar.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|