|
sıvazlamak
-
Bir şeyin üstünde yavaş yavaş, hafifçe el gezdirmek
Örnek:
Kaşlarından süzülen yağmur damlalarını eliyle sıvazlayarak onlara baktı. O. Hançerlioğlu
-
Okşamak
Örnek:
Titreye titreye birkaç kere başımı, sırtımı sıvazladı. R. N. Güntekin
-
Stroke. pat.
-
To stroke. caress. pet. to caress.
-
To stroke. to caress.
-
Over, whereon
-
On
-
Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan
Örnek:
Zekâsının işlek, hatasız ve çok üstün olduğunu bir daha anlıyorum. R. H. Karay
-
Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik
Örnek:
El elden üstündür ta arşa kadar. Atasözü
-
Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha.
-
Ascendant. ascendent. choice. distingue. excellent. extra. golden. high. pre-eminencent. predominant. preponderant. super. super-duty. superior. transcendent. unsurpassed. up. hyper-. super-. supra-. above. atop. atop of. over.
-
Dominant. excellent. paramount. predominant. preeminent. supreme. transcendent. superior. above.
-
Unsurpassed.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|