|
sürme çekmek
-
Gözleri sürme ile boyamak.
-
To tinge with kohl
-
Kapı kanadını içeriden kapama, dolap kapağını yerinde tutma vb. işlere yarayan ve yuvası içinde ileri geri sürülebilen sistem, sürgü
Örnek:
Kapıyı kapadı. Üstünde anahtar ve sürme yoktu. P. Safa
-
Masa ve dolapta küçük çekmece.
-
Sürülerek kullanılan.
-
Kirpik diplerine sürülen siyah boya, is
Örnek:
Genç güzel aşçı kadının kirpiklerinde sürme, parmaklarında kına yoktu. A. Gündüz
-
Mantarıgillerin yol açtığı ve tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı, rastık.
-
Sürmek işi.
-
Sürme mantarıgillerin yol açtığı ve tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı, rastık.
-
Çapraza alınan güreşçiyi çelme takılacak duruma getirip düşürebilmek için gerisingeri götürme.
-
Mantarıgillerden ileri gelen ve tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı; kör, rastık, is, kurum, karamuk, karadoğu.
-
Driving. drive. continuation. proscription. application. eye liner. kohl. cursor. smear.
-
Continuation. transportation. kohl. bolt. silding bar. drawer. till. application. driving. sliding. bunt.
-
Drive. sliding. exile. exiling. latch. drawer. smut. continuing. bar. bolt. eye make-up. kohl. rubbing. pushing. pusher. endurance. duration. continuation. slipboard. conduct. driving. fastening. drift. dabbing. plowing. propelling. propulsion. f.
-
smut
-
Smut, eye make-up, eye shadow,kohl
-
Brand
-
charbon
-
Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek
Örnek:
Hepsi iskemleleri çekerek masanın etrafında bir halka yapmaya hazırlanıyorlardı. R. N. Güntekin
-
Taşıtı bir yere bırakmak, koymak.
-
Germek.
-
İçine almak, emmek.
-
Bir yerden başka bir yere taşımak.
-
Bir amaçla ortadan kaldırmak.
-
Solukla içine almak
Örnek:
Beş defa yutkunup üç defa burnunu çektikten sonra anlattı. B. R. Eyuboğlu
-
Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak
Örnek:
Elindeki tabancayı tetiğine basmak için yeni çekivermiş gibiydi. T. Buğra
-
Bk. çevirmek
-
Hlk. Kan almak.
-
Uzaklaşmak, kaybolmak: Tarzının, yönteminin piyasadan el ayak çekmek zorunda kalacağını açık seçik kavrıyorsunuz. -S. İleri. Bazı meddahlar da Karagöz oynatmış, şahbaz, hayalbaz veya hayalî isimleriyle yaşadıktan sonra temaşa hayatımızdan el etek çekmişlerdir. -S. Ayverdi.
-
Be cursed with smth. take one's medicine. stand the racket. pull. draw. magnetize. attract. suffer. go through. bear. shrink. pull over. pull away. tow. tow away. take after. undergo. carry. engross. hold. inhale. sip. abide. absorb. bear with. broo.
-
Abide. abstract. appeal. attract. bear. beguile. brook. captivate. drag. draw. endure. enthrall. experience. extract. haul. inflect. know. lure. magnetize. pull. shrink. undergo. unfurl. weigh. withdraw. to pull. to draw. to drag. to haul. to tug. to lug. to tow. to withdraw. to hoist. to extract. to carry. to support. to draw. to pull out. to suffer. to undergo. to bear. to endure. to abide. to put up with. to absorb. to inhale. to shrink. to içmek. to take. to grind öğütmek. to shoot. to run up. to catch. to conjugate. to decline. to weigh. to attract. to magnetize. to charm. to captivate. to appeal. to beguile. to distil. to lay döşemek. to give. to give a meaning. to interpret. to last. to take. to drive. to put on. to wear. to pull on. to draw on giymek. to apply.
-
To draw. to pull out. to extract. to attract. to please. to draw. to absorb. to suck in. to breath in. to sniff. to bear. to pay. to suffer. to endear. to go through. to undergo. to withdraw. to cal.
-
Turn the scale at, scale in, go to scale at, scale out
-
Pull up
-
Hoist, run up
-
whisk
-
stretch
-
arrest
-
conjugate
-
toss
-
Up with
-
receive
-
claw
-
Bir şeyin yönünü değiştirmek
Örnek:
Nefes nefese koşan anneme, başını çevirmeden cevap verdi. Y. Z. Ortaç
-
Öteki yüzünü görünür duruma getirmek
Örnek:
Sermet defterinin yapraklarını çeviriyordu. Ö. Seyfettin
-
Döndürerek hareket ettirmek
Örnek:
Resimleri albüme yapıştırırken kocası da radyonun düğmesini çevirdi. S. F. Abasıyanık
-
Yönetmek, idare etmek
Örnek:
Eteği belinde, bütün evi o çeviriyor. H. Taner
-
Yolundan alıkoymak, yoldan döndürmek.
-
Geri göndermek.
-
Bir giyeceği söküp iç yüzünü dışa getirmek.
-
Çevrilemek, tevil etmek.
-
Çevirim eylemi.
-
Shoot, take, film, cinematograph
-
Turn. spin. upturn. exchange. roll. twirl. change to. turn into. switch to. translate into. translate. interpret. encircle. surround. enclose. inclose. avert. commute. convert. decline. deflect. divert. hedge in. hedge round. manage. point. point on.
-
Bend. besiege. channel. direct. put. revolve. surround. sweep. train. translate. turn. twine. twirl. twist.
-
Translate. dial. to turn. to rotate. to manage. to refuse. to return. to reject. to turn inside out. to interpret. to translate. to enclose. to surround. to encircle. to alter. to administer. to handle. to wheel. to swing. to crank. to commutate.
-
revert
-
assemble
-
bowl
-
pull
-
Turn over
-
dial
-
Drehen, filmen, verfilmen, aufnehmen, filmaufnehmen
-
Tourner, filmer, ciné-matographier, faire un film, prendre (un film)
-
Görme organı.
-
Bazı deyimlerde, görme ve bakma.
-
İyi veya kötü nitelikler, tutkular, duygular anlatan bakış.
-
Bakış, görüş.
-
Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak
Örnek:
Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu? T. Buğra
-
Delik, boşluk
Örnek:
Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır. S. F. Abasıyanık
-
Çekmece.
-
Terazi kefesi.
-
Bk. ada.
-
Kartlar üzerinde açılan ve içerisine mikrofilm parçası geçirilen delik.
-
Görme organının, içinde dış dünyanın görüntüsünün oluştuğu ve bu görüntünün sinirsel uyarmalara dönüştüğü, başlangıç parçası.
-
1- Çok küçük budak. 2- Çekmece boşluğu.
-
Bk. çekmece
-
Bk. göz
-
Eye. optic. optical. ocular. orbital. ophthalmic. eye. orbit. orb. blinker. sight. cell. compartment. drawer. cubbyhole. cubby. cubicle. cuddy. eyehole. glim. optic. opto-.
-
Drawer. eye.
-
Drawer. eye. sight. seeing. attitude. way of behaving. spring. eye. division. part. the evil eye. bad luck caused by another's envy. love. friendship. esteem. bud. square. case. bin. source. orifice. bord. rack. pane. partition. pore.
-
aperture
-
eye
-
Auge
-
oeil
boyamak(nedir ne demek)
-
Boya sürerek veya boyaya batırarak renk vermek.
-
Ağır söz söylemek, aşağılamak.
-
Paint. dye. color. colour. decorate. engrain. imbrue. stain. wash.
-
Paint. to paint. to dye. to apply / to spread paint. to spray paint on. to daub paint on.
-
paint
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|