|
sözü tartmak
-
Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, laf, kavil
Örnek:
Söz var, iş bitirir; söz var, baş yitirir. Atasözü
-
Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük.
-
Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi
Örnek:
Yer yer birçok türküde rastladığımız beylik sözler de vardı içinde. B. R. Eyuboğlu
-
Kesinlik kazanmayan haber, söylenti.
-
Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme.
-
Müzik parçalarının yazılı metni, güfte.
-
Wordy. word. say. saying. expression. talk. term. verbalism. promise. faith. commitment. committal. statement. assurance. engagement. pledge. plight. sentence. spiel. vocable. voice.
-
Wordy. word. say. saying. expression. talk. term. verbalism. promise. faith. commitment. committal. statement. assurance. engagement. pledge. plight. sentence. spiel. vocable. voice. foregoing. parole. remark. undertaking.
-
Allegation. expression. promise. remark. word. utterance. statement. asseveration. assurance. covenant. expletive. hearsay. observation. pledge. profession. saying. speech. talk. tongue. undertaking. verbalism. vocable. voice.
-
Bir şeyin birim cinsten ağırlığını bulmak.
-
Bir şeyi avuç içinde sallayarak ağırlığını kestirmeye çalışmak.
-
Binek hayvanlarının dizginlerini çekmek
Örnek:
Süvari daima dizginleri tartıp kısrağı zapta muktedir olduğunu ihsas etmeli. Ö. Seyfettin
-
Bir şeyin bütün sonuçlarını düşünmek, hesap etmek
Örnek:
Bu kelimenin manasını tamamıyla tarta marta söylemiş olduğunu anlattı. H. C. Yalçın
-
Dikkatle incelemek, değer biçmek
Örnek:
Başını ellerinin içine alarak evvela kendini bir tartmak istedi. P. Safa
-
Weigh. weigh out. measure. scale. balance. debate with oneself. deliberate. gage. gauge.
-
Weigh. weight. to weigh. to ponder. to consider carefully. to weigh sth out. to evaluate. to think sth over.
-
To weigh. to weigh. to sound out. to feel out. to size up. to evaluate. balance. deliberate. gauge. measure. scale.
-
Ölçüsü alınmış, ölçülmüş.
-
Belli bir ölçüye göre düzenlenmiş olan (manzume, düz yazı), vezinli, mevzun
Örnek:
... şiirleri, ölçülü, uyaklı sağlam şiirler. N. Cumalı
-
Ilımlı
Örnek:
Rabia ile iki dansımda da gayet ölçülü, vakarlı hareket etmiştim. R. H. Karay
-
Sober. temperate. measured. moderate.
-
Measured. moderate. prudent. careful. continent. demure. dimensional. low key. sober.
konuşmak(nedir ne demek)
-
Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak.
-
Belli bir konudan söz etmek
Örnek:
Mehmet yedi yaşındayken anasıyla konuştuklarından fazla bir şey konuşmazdı. H. E. Adıvar
-
Bir konuda karşılıklı söz etmek, sohbet etmek
-
Söylev vermek, konuşma yapmak.
-
Konuşma dili olarak kullanmak.
-
Düşüncesini herhangi bir araç kullanarak anlatmak.
-
İlişki kurmak veya ilişkiyi sürdürmek.
-
Flört etmek.
-
Confab. pipe up. have speech with. speak. talk. have a talk. have a talk with. bespeak. chin. confabulate. discourse. parley. reason. talk to smb.
-
Confab. pipe up. have speech with. speak. talk. have a talk. have a talk with. bespeak. chin. confabulate. discourse. parley. reason. talk to smb. converse.
-
To talk. to speak. to communicate. to converse. to chat. to talk with each other. to discuss. to talk about. to be on friendly terms with. to be on speaking terms with. to be eye-catching.
-
Speak to
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|