|
rave about
-
Hayran olmak, deli olmak (için)
-
Fazla yük kaldırabilmesi için at arabasının yanlarına ilave edilen parmaklık.
-
), (i.), (s.) çıldırmak, çılgınca bağırıp çağırmak, hezeyan etmek
-
Çıigınca bağırma
-
çıIgınlık
-
şevklendirici.
-
Saçmalamak, abuk sabuk konuşmak, çıldırmak, deli olmak, kudurmak, küplere binmek, hayran olmak
-
Aşağı yukarı, takriben, kadar
-
Her tarafta
-
Etrafa, etrafına
-
Ötede beride, şurada burada
-
Aksi yöne, obur tarafa
-
Sıra ile about half a kilo yarım kilo kadar about 7 o'clock saat yedi sularında Iook about etrafına bakınmak order one about iş yüklemek put the ship about gemiyi aksi yöne çevirmek, tiramola etmek Turn about is fair play Tam karşılığını yapmak hak icabıdır.
-
Edat -(e) dair, hakkında
-
Çevresine, etrafında
-
Yakında, civarında, havalisinde
-
Ötesinde berisinde, her yerinde
-
İle meşgul
-
İçin About facel , emir Geriye don I about to come gelmek üzere beat about the bush bin dereden su getirmek about-face geriye dönüş
-
Etrafına, aksi yöne, takriben, yaklaşık, hemen hemen, aşağı yukarı
-
admire.
-
To be overcome with admiration. to admire. to be tranced by. wonder.
-
Çok beğenen, hayranlık duyan (kimse)
Örnek:
El işi olmasına rağmen el değmeden yapılmış hissini veren bu nadide sanat eserine hayrandı. C. Uçuk
-
Hayranlık duyan, hayrette kalan.
-
Son derece beğenen, tutkun.
-
Lover. admirer. fan. devotee. enthusiast. follower. hanger-on. idolater.
-
Admirer. booster. devotee. enamoured. fan. follower. nut. lover. filled with admiration. potty about sb/sth. bewildered.
-
Fan. overcome with admiration. admirer. idolater.
-
Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak
Örnek:
En şiddetli münakaşa, kumpanyanın ismi için oldu. S. F. Abasıyanık
-
Gerçekleşmek veya yapılmak.
-
Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak
Örnek:
Okumak, eczacı olmak bu sayılı inatlarından biri ve ilkidir. T. Buğra
-
Bir şeyi elde etmek, edinmek
Örnek:
Nihayet ben mal sahibi olacağıma göre rahattım. S. F. Abasıyanık
-
Bir durumdan başka bir duruma geçmek.
-
Herhangi bir durumda bulunmak.
-
Uygun düşmek, yerinde görülmek.
-
Yetişmek, olgunlaşmak.
-
Be. happen. become. exist. occur. take place. have. mature. befall. come about. come off. come over. eventuate. fare. get. go. go on. hap. hatch. hit. turn.
-
Become. come. exist. form. get. go. grow. happen. mature. occur. reign. transpire. to be. to become. to exist. to happen. to occur. to take place. to go no. to come about. to transpire. to get. to fit. to be suitable for. to be present. to ripen. to mature. to catch. to have. to undergo. to be ready/prepared/cooked. etc. to be done out of sth. catch. to be completed. to be cooked.
-
To be. to become. to exist. to come into being. to happen. to occur. to take place. to ripen. to mature. come about. fall out. get. go. grow. have. lie. make. originate. prove. stand. to go under the styles of. to go through accounts. transpire. turn out.
-
Be situated
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|