|
peri komedyası
-
Peri oyunu biçiminin kapsamına giren, cinler, periler içinde geçen ve çevre olarak bir düş dünyasını ele alan komedya.
-
Fairy-Tale comedy
-
Comédie féerique
-
Doğaüstü güçleri olduğuna inanılan, hayal ürünü varlık
Örnek:
Cinden, periden, umacıdan çok korkardım. H. E. Adıvar
-
Çok güzel, alımlı, becerikli kadın.
-
Bk. gölge
-
Yunanca bir yapının çevresindeki yapıyı göstermek üzere kullanılan ön ek.
-
Çevresinde, etrafında.Dgr.: anat. peri
-
Doğaüstü güçleri olduğuna inanılan, düşsel dişi varlık.
-
Çok güzel, çok alımlı (kadın).
-
Fairy. faery. faerie. fairy. elf. genie. faerie. faery. fay. peri. pixie. pixy. spirit. sprite.
-
Elf. fairy. nymph. spirit. sprite. beautiful djinn.
-
A prefix used to signify around, by, near, over, beyond, or to give an intensive sense; as, perimeter, the measure around; perigee, point near the earth; periergy, work beyond what is needed; perispherical, quite spherical.
-
An imaginary being, male or female, like an elf or fairy, represented as a descendant of fallen angels, excluded from paradise till penance is accomplished. a supernatural being descended from fallen angels and excluded from paradise until penance is done a beautiful and graceful girl.
-
Fairy. elf. spirit.
-
Public Environmental Reporting Initiative US voluntary corporate initiative for reporting to the public on environmental matters Similar to EMAS's requirement. a beautiful and graceful girl. a supernatural being descended from fallen angels and excluded from paradise until penance is done.
-
Peri .
-
Etrafında, ötesinde, ilerisinde.
-
peri
-
Saydam olmayan bir cisim tarafından ışığın engellenmesiyle ışıklı yerde oluşan karanlık
Örnek:
Etrafına gölge salmayan, yemiş vermeyen hangi kütük baltadan kurtulur? H. E. Adıvar
-
Güneş ışınlarından korunacak yer
Örnek:
Sakın kesme, gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin. M. Ş. Esendal
-
Ne olduğu anlaşılamayan karaltı, silüet
Örnek:
Pencereden dışarıya bir gölge çıktı, arkasından seğirttiler. A. Gündüz
-
Resimde bir şekli cisimlendirmek için, onun ışık almaması gereken yerlerine vurulan az çok koyu renk.
-
Röfle.
-
Yetkisi olmadığı hâlde etkili olan.
-
Birinin yanından hiç ayrılmayan kimse.
-
Koruma, kayırma himaye.
-
Bir gökcisminin güneş ışığını engellemesinden ileri gelen ışıksız uzay parçası.
-
Almaç görüntülüğünde resmin temel konusunun hem bulunması gereken yerde hem de onun biraz yanında daha soluk olarak çift görünmesi durumu.
-
Ghost (image), echo
-
Shadow. shade. silhoutte. cloud. dark. simulacrum.
-
Cloud. shade. shadow. silhouette. umbra.
-
Shadow. shade. shading. ghost.
-
shadow
-
Geisterbild, Echo
-
Fantôme, image fantôme, écho (image)
-
ombre
-
Protein etkinlik derecesi.
-
Prep. for each; by means of, via; through
-
Protein efficiency ratio
-
Through or by
-
Vasıtasıyle, eliyle
-
tarafından
-
içinden
-
tamamen
-
dışarı
-
çok.
-
Eliyle, aracılığı ile, vasıtasıyla, başına, göre, nazaran, gereğince
-
Komedi
Örnek:
Çocukken benim uykudan uyanışlarım komedya gibi bir şeydi. R. N. Güntekin
-
(Yun. komos = şenlik, cümbüş; oedein - ezgi söylemek) Güldürerek öğreten oyun türü. İnsanların, olayların gülünç ve yanlış yanlarını ele alıp ince nüktelerle işleyen oyun.komedyanın değişik türleri ve alt türleri vardır.
-
comedy
-
comédie
-
Olağanüstü ögelere ve büyüye ağırlık veren bir tür sahne eseri.
-
Halk efsaneleri ile peri masallarının olağandışı dünyasını, göz kamaştırıcı ve büyüleyici donatımla sağlayan, gerçekliği yansıtmaya yönelik imgesel öğelerle bezenmiş oyun biçimi.
-
Fairy, fairy play, fairy scene
-
féerie
-
Vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence.
-
Kumar
Örnek:
Bazıları oyun başından kalkar kalkmaz her şeyi unuturlar. P. Safa
-
Şaşkınlık uyandırıcı hüner.
-
Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi.
-
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü
Örnek:
Büyük annem yeni dansları eski kabakçı Arapların oyunu kadar bile güzel bulmuyor. H. E. Adıvar
-
Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes.
-
Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma.
-
Güreşte rakibini yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket.
-
Oyunluktaki belli bir kimseyi canlandırma işi
-
Bu işin yapılış biçimi.
-
Kökeninde ve gelişiminde, tarihsel, toplumsal, ekonomik vb. etkenlerden bazılarını taşıyan, kadın erkek bir arada ya da ayrı ayrı, tek tek ya da topluca, genellikle müzik eşliğinde yapılan uyumlu vücut devinimlerinden oluşan evrensel halk kültürü ürünü. bk. halk kültürü, evlenmeoyunu, ölümoyunu, erlikoyunu, erginlikoyunu.
-
Uzak bir amacı ya da ileriye dönük bir memnunluk duygusu ile ilişkisi olmayan, amacı özünde bulunan zevk verici herhangi bir etkinlik.
-
acting
-
Play. game. performance. stage play. act. acting. dance. sport. trick. canard. device. frolic. hoax. presentment. representation. wheeze.
-
Device. dodge. game. hoax. performance. piece. play. prank. representation. ruse. sell. show. spectacle. trick. wiles. drama. dance. deception. joke.
-
Dance. game. play. ruse. trick. theatrical presentation. folk dance. a movement designed to throw one's opponent off guard. artifice. chicane. delusion. device. dodge. drama. fetch. filmization or filmisation. frisk. hand. hoax. jape. lark. pa.
-
play
-
dance
-
Darstellung, Darstellerbesetzung, Spiel
-
İnterprétation, jeu
-
danse
giren(nedir ne demek)
-
Hafif bulutlu, sisli hava.
-
incoming.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|