|
olgun
-
Yenecek duruma gelmiş (meyve)
Örnek:
Oluğun altına bir sepet iri, olgun, renkli şeftali koymuşlar. R. H. Karay
-
Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gereği kadar gelişmiş, ağırbaşlı (kimse), kâmil
Örnek:
Benim bütün cefama olgun adam gibi katlanmasını bilmişti. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Büyüme ve gelişmesini tamamlayarak ergin evreye ulaşmış. Matür.
-
Soydan gelen kimse.
-
Mature. ripe. grown. mellow. seasoned.
-
Fruity. mature. mellow. ripe. experienced.
-
Mature. ripe. mature. mellow.
-
Mature, ripe
-
Mûr
-
Maturus:olgun
-
İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat.
-
Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf
Örnek:
Babası, önce ona, Mazlume ve ailesi hakkında birçok bilgi vermişti. H. E. Adıvar
-
İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf.
-
Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler, malumat.
-
Bilim.
-
Kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam.
-
1. Bireylerin öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile çaba sarfederek elde ettiği olgular. 2. Bireylerin herhangi bir çaba sarfetmeksizin ulaştığı dışardan verilen olgular.
-
Doğanın nesne ve olayları üzerinde kuramsal ya da görgül yoldan öğrenilen şey.
-
1. Bir dizgenin, kendi durumunu bir im aracılığıyla başka bir dizgeye bildirmesinin nitel etkeni
-
Renkli televizyonda, parlaklık ve renkliliği belirleyen radyoelektrik imlerin nitel etkeni.
-
Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek. 2. Bilim.
-
Information
-
Knowledge. learning. cognizance. information. info. data. know-how. acquaintance. conveyance. dope. inside dope. gen. gleanings. griff. griffin. intelligence. line. lore. notice. report. savvy. word. instructions.
-
Data. fact. information. knowledge. learning. lore. report. science. snippet. steer. word.
-
Info. information. knowledge. acquirements. cognizance. data. dope. griff. intelligence. ken. know. know- how. known. known- how. learning. lore. notion. report.
-
1. knowledge. 2. information
-
Information
-
Kenntnis
-
Information
-
Bir toplum içinde var olan ve uyulması gereken saygı ve incelik davranışları, terbiye
Örnek:
İçinde yaşadığımız aynı çevre, aynı görgü, beni tamamıyla onlara benzetmiyor. O. C. Kaygılı
-
Bir kimsenin, yaşayarak ve deneyerek elde ettiği birikim, deneyim.
-
Görmüş olma durumu.
-
Good manners. cultivation. breeding. etiquette. convenances. grace. manners.
-
Manners. experience. good manners. etiquette.
-
Experience. witnessing. good manners. etiquette. form.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|