|
olay
-
Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka
Örnek:
O olaydan sonra bir daha yalnız kalmamıştık onunla. N. Cumalı
-
Önemli tarihsel olgu, fenomen.
-
Yasal düzenlemelere göre konusu suç teşkil eden ve teşkil ettiği değerlendirilen eylemlerin ortaya çıkması.
-
1- Bilim konusu olarak gözleme açık her türlü olgu ya da koşul. 2- Deneme sonucu sezilen ya da bilinen ilk özdek, nesne, 3- Doğa olgusu.
-
Event. happening. fact. circumstance. incident. affair. case. episode. experience. instance. occurrence. scene.
-
Business. case. episode. event. experience. fact. happening. incident. occurrence. phenomenon. scene. thing.
-
Palm leaves, prepared for being written upon with a style pointed with steel.
-
Act. case. event. incident. occurrence. phenomenon. unusual event. action. affair. appearance. batch. casus. circumstance. episode. fact. happening. hardy annual.
-
phenomenon
-
event
-
Çıkarma işleminde bütünden alınan sayı.
-
Outgoing. rising. resultant. subtrahend.
-
Subtrahend. going out. outgoing.
-
Ascendant. ascending. emerging. rising.
durum
(nedir ne demek)
-
Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon
Örnek:
Genel Sekreter, kazadaki sıtma durumu hakkında verdiğim uzun tafsilattan pek memnun kaldı. R. N. Güntekin
-
Duruş biçimi, konum.
-
Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.
-
İsim soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.
-
Bkz. hal.
-
Bir ayaktopu kümesinde takımların aldıkları sonuçlara göre kazandıkları değerler. Uluslararası kurallara göre kazanan takım iki, yenişemeyen takımlar birer değer alırlar. Yenik takımlar ise değer alamazlar.
-
Condition. situation. state. circumstance. case. position. status. attitude. score. occasion. state of affairs. ball game. conjuncture. context. estate. event. fact. fettle. footing. instance. lay. lie. pass. plight. posture. repair. set. set-up. sha.
-
Capacity. case. circumstance. condition. footing. occasion. order. point. position. situation. state. status. things.
-
Wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.
-
State. condition. situation. circumstances. status.
-
score
-
state
-
Unundan makarna yapılan bir cins buğday (bot.) Triticum durum.
-
Durum, durum buğŸdayı, bir buğŸday türü
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|