|
nerede
-
"Hangi yerde?" anlamına yer zarfı
Örnek:
Bu kadın nerede imiş, babası onu nerede görmüş? M. Ş. Esendal
-
"İmkânsız" anlamında bir söz
Örnek:
Sözde hislerimi, hatıralarımı günü gününe yazacaktım. Nerede! Ö. Seyfettin
-
Where.
-
Where. whereabouts. wherever.
-
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân
Örnek:
İzinsiz bir yere gitmek ne haddime? M. Ş. Esendal
-
Gezinilen, ayakla basılan taban
Örnek:
Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu. H. Taner
-
Bulunulan, yaşanılan, oturulan şehir, kasaba, mahalle
-
Durum, konum, vaziyet.
-
Ülke, bölge.
-
Görev, makam
Örnek:
Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz? M. Ş. Esendal
-
Önem.
-
Yerküre.
-
Dışarıdaki çevirimlerin gerçekleştirildiği uzay.
-
Location
-
Terraneous. earth. premises. footing. whereabouts. glebe. ground. locale. locality. location. locus. mother earth. place. position. post. quarter. room. seat. site. situation. situs. slot. space. spot. stand. standing. station. stead. terrain. ubiety.
-
Ground. earth. landmark. locality. location. place. point. position. room. seat. site. situation. space. spot. stand. station. stead.
-
Location. floor space. ground. land. lieu. locale. locality. locus. place. room. seat. slot. spot. spot of land. station. stead. terrain. way. world.
-
Aufnahmegelande, Aufnahmeort, Drehort, Schauplatz, Standort, Motiv, Originalmotiv
-
Heu
-
Kap, kılıf, sarma.
-
İçine mektup veya başka kâğıtlar konulan kâğıttan kese
Örnek:
Bir sabah kahvaltımı yaparken bana gösterişli bir zarf getirdiler. A. Haşim
-
İçine fincan veya bardak oturtulan metal kap
Örnek:
Kenarları ezik bir çift altın kahve fincanı zarfını elinde evirir çevirirdi. R. Enis
-
Bir fiilin, bir sıfatın veya bir zarfın anlamını zaman, yer, ölçü, nitelik, soru kavramları bakımından etkileyen kelime, belirteç: Az yaşamıştı. Geç kalınca utandı gibi.
-
Bk. belirteç
-
Değiştirime uğramış bir dalganın en uç bölümlerini yani genliğin üst bölümlerini gösteren eğri.
-
Envelope
-
Adverbial. adverb. calyx. cartridge. cover. envelope. receptacle. sheath.
-
Adverb. envelope. case. cover. jacket. adverb belirteç.
-
A metallic cuplike stand used for holding a finjan. an ornamental metal cup-shaped holder for a hot coffee cup.
-
An ornamental metal cup-shaped holder for a hot coffee cup.
-
Hüllkurve
-
Enveloppe
-
I. kahve fincanı zarfı.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|