|
nerede bu bolluk
-
Bu işi yapmak sanıldığı kadar kolay değil, olanaklar sınırlı.
-
"Hangi yerde?" anlamına yer zarfı
Örnek:
Bu kadın nerede imiş, babası onu nerede görmüş? M. Ş. Esendal
-
"İmkânsız" anlamında bir söz
Örnek:
Sözde hislerimi, hatıralarımı günü gününe yazacaktım. Nerede! Ö. Seyfettin
-
where.
-
Where. whereabouts. wherever.
-
Hangi yer?.
-
Vücudun hangi tarafı veya hangi organı.
-
Whence. what place. what part. whatsoever place.
-
Were not.
-
What part of. where. wherever. what place.
-
Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz.
-
En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz.
-
Bk. bromourasil
-
Present. this. quod.
-
Such. this.
-
This. that alters matters.
-
Abbreviation for bushels. abbreviation for Brilliant Uncirculated.
-
Bulgaria.
-
Short for Brilliant Uncirculated. 'Military' or 'warrior ' A concept denoting the entire military dimension of feudal Japan. 'Military' or 'warrior ' A concept denoting the entire military dimension of feudal Japan.
-
In Aikido, Bu signifies valor and indomitable spirit, not contention and strife Aikido is the ultimate expression of Bu, which originally meant to keep two weapons from coming together.
-
Martial. buried. footwork/stances. martial arts. bushel. ilding Amenities: Each building has something to offer its owners or tenants These are called amenities Amenities can be basic such as a doorman or as unique as high speed Internet access Other common amenities include garages, valet services, health clubs, pools, recreational rooms, laundry facilities, etc. 'Martial' See Budo.
-
Business Unit.
-
Bushel. the grade of a coin without any signs of wear that has never been in circulation. Martial.
-
Butadiene-binder.
-
Footwork/Stances. martial art.
-
bushel.
-
Müzik edebiyatında ve dizgelerde Sİ notasını ifade eden harf.
-
L.Bor. 2.5-Bromoüridin.
-
Bor elementinin simgesi (II)
-
Regresyon kat sayısı.
-
Bk. bakışımlı çok işlemcilik
-
Si notası, iyi (not)
-
Si [müz.], iyi
-
Bol olma durumu.
-
Her şeyin bol olduğu zaman
Örnek:
Hep eski bolluk zamanlarında yapılmış büyük vezir konaklarına rastlanırdı. A. Ş. Hisar
-
Fazlalık
Örnek:
Öteden beri dergileri kaplayan şiir bolluğundan ürkerim. N. Cumalı
-
Her şeyin bol olduğu yer.
-
Gerekli bütün malların sıkıntıya düşülmeksizin elde edilebileceği iktisadi durum.
-
Her bir hücrede bulunan belli bir mRNA molekülü ortalama sayısı. Abundans.
-
Gözlem veya örnekleme alanında bulunan bir türe ait bireylerin sayısal durumu, abundans.
-
Abundance. lashings. plenty. stores. plentifulness. wealth. looseness. wideness. affluence. ampleness. amplitude. bonanza. copiousness. cornucopia. effusion. effusiveness. exuberance. exuberancy. fleshpot. fleshpots. flood. fullness. fulness. glut. h.
-
Abundance. amplitude. glut. opulence. plenty. profusion. redundancy. stack. store. wealth.
-
Abundance. affluence. plenitude. plenty. wideness. looseness. amplitude. flood. glut. latitude. luxuriance. milk and honey. opulence. overmeasure. plethora. profusion. quantity. richness. stack. stores. wealth.
-
abundance
-
abondance
-
Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma
Örnek:
İş bittikten sonra denize karşı sigara içilir. S. F. Abasıyanık
-
Bir değer yaratan emek.
-
Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev
-
Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü.
-
Kamu yararına yapılan işler.
-
Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma.
-
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek
-
İş yeri
-
Bir mal veya hizmet üretmek için harcanan emek.
-
Tarım, sanayi ve hizmetler gibi çeşitli iktisadi alanlarda yürütülen etkinlikler.
-
Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek.
-
Birinden istenen hizmet veya ona verilen görev.
-
Bir kuvvetin etki noktasını devindirmesi. İş, kuvvetin yol boyunca birleşeni ile alınan yolun çarpımına ya da 'kuvvet yönleci ile yol yönlecinin sayıl çarpımına eşittir.
-
İng.: job
-
Job. working. occupational. regulation. biz. work. things to do. job. occupation. profession. business. trade. concern. affair. function. piece of work. works. working. activity. appointment. assignment. ball game. billet. calling. cause. commerce. d.
-
Act. action. affair. appointment. assignment. berth. business. commission. concern. deal. dealing. dealings. deed. duty. employment. field. function. handiwork. job. labour. matter. occupation. occupational. office. operation. position. post. profession. pursuit. service. show. situation. task. trade. transaction. undertaking. work. working. workpiece.
-
Act. business. work. job. action. affair. commerce. employment. matter. occupation. profession. service. task. trade. duty. mission. the chief problem. something worth doing. agency. term. avocation. billet. biz. boom. breeze. commercial operation. commis.
-
profession.
-
job
-
work.
-
Business, activity.
-
work
-
Arbeit
-
travail
yapmak(nedir ne demek)
-
Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek
Örnek:
Her görevi ayrım gözetmeden aynı titizlikle yapmak başarının sırrıdır. Ç. Altan
-
Olmasına yol açmak.
-
Onarmak, tamir etmek.
-
Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek
Örnek:
Ayrıca terbiye edeceğim, onu yaman bir polis köpeği yapacağım. R. H. Karay
-
Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek
Örnek:
Şu işi yapıver, diye yalvarmıştı da enişte engel olmuştu. S. M. Alus
-
Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek
Örnek:
Elimi ağzına götürerek sus işareti yaptım. R. H. Karay
-
Düzenli bir duruma getirmek.
-
Üretmek.
-
Accomplish. acquit oneself. architect. build. carve out. contrive. create. do. engineer. establish. execute. fashion. fulfil. fulfill. get. go over. go through. have. implement. land. make. perform. ply. practice. practise. produce. profess. put thro.
-
Build. commit. construct. cost. deliver. discharge. do. draw. fabricate. fill. found. fulfil. have. hold. make. manage. manufacture. perform. perpetrate. practise. produce. put. redeem. transact. to do. to make. to perform. to fulfil. to carry sth out. to mend. to repair. to fix onarmak. tamir etmek. to build. to construct. to erect. to found inşa etmek. to produce. to manufacture. to bring sth out üretmek. to cause yol açmak. to marry to evlendirmek. to cost. to do with. to have. to possess. to cook. to have. to draw. to deliver. to fix onarmak. to found inşa etmek. to bring sth out üretmek. to cause yol açmak. to marry to evlendirmek.
-
To make. to build. to construct. to fashion. to create. to manufacture. to produce. to prepare. to do. to buoy oneself with sth. to do sth as one's regular work or occupation. to carry out. to perform. to affect. to execute. to repair. to fix sth. to caus.
-
father
-
perpetrate
-
Put on
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|