|
miktar
-
Bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik.
-
Ölçü.
-
Bk. nicelik
-
Quantitative. quantity. amount. proportion. deal. measure. number. portion. quantum. sum. supply. quanta.
-
Amount. bit. deal. dose. extent. lot. measure. number. quantity. volume.
-
Quantity. amount. deal. number. portion. part. group. magnitude. rate. quantitative. dosage. dose. lot. matter. mass. figure. gauge. measure. parcel. quantum. shot. specification as to quantity. volume.
-
Bir şeyin sayılabilen, ölçülebilen veya azalıp çoğalabilen durumu, kemiyet, miktar.
-
Bir şeyin eşit parçalara bölünebilen ve ölçülebilir olan yanları.
-
Genellikle sayılabilen, toplamı doğrudan sayı olarak belirtilebilen genel özellik.
-
Nesneler ve olaylarla ilgili ölçülebilir özellikler, anlamdaş tutar.
-
Quantity. proportion.
-
Number. quantity.
-
quantity.
-
quantity
-
Menge
-
quantité
-
Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon
Örnek:
Genel Sekreter, kazadaki sıtma durumu hakkında verdiğim uzun tafsilattan pek memnun kaldı. R. N. Güntekin
-
Duruş biçimi, konum.
-
Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.
-
İsim soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.
-
Bkz. hal.
-
Bir ayaktopu kümesinde takımların aldıkları sonuçlara göre kazandıkları değerler. Uluslararası kurallara göre kazanan takım iki, yenişemeyen takımlar birer değer alırlar. Yenik takımlar ise değer alamazlar.
-
Condition. situation. state. circumstance. case. position. status. attitude. score. occasion. state of affairs. ball game. conjuncture. context. estate. event. fact. fettle. footing. instance. lay. lie. pass. plight. posture. repair. set. set-up. sha.
-
Capacity. case. circumstance. condition. footing. occasion. order. point. position. situation. state. status. things.
-
Wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.
-
State. condition. situation. circumstances. status.
-
score
-
Unundan makarna yapılan bir cins buğday (bot.) Triticum durum.
-
Durum, durum buğdayı, bir buğday türü
-
Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine göre oranlayarak değerlendirme, mizan.
-
Bu değerlendirmede kullanılan birim, ölçme birimi
Örnek:
Ziyanımız, ölçülere sığmayacak kadar büyüktür. R. E. Ünaydın
-
Ölçme sonucu bulunan rakam.
-
Belirlenmiş boyut.
-
Değer, itibar
Örnek:
Şimdiki ölçülere uymaz bir biçimi vardı. Y. Z. Ortaç
-
Aşırı olmama, ılımlı, uygun olma durumu.
-
Bir şiirdeki dizelerin hece ve durak bakımından denk oluşu, vezin.
-
Ölçüt.
-
Basınç, sıcaklık, akışkan düzeyi, aralık gibi nicelikler ölçen özel aygıt.
-
Measure. measurement. dimension. scale. meter. metre. foot rule. extent. gage. gauge. prosody. size. standard. stint. test. dimensions.
-
Extent. gauge. level. measure. measurement. metre. norm. scale. size. test.
-
Dimension. gauge. measure. measurement. measuring. unit of measurement. size. proper degree. suitable limit. bounds. measure. meter. module. measuring stick. scale. gage. dosage. chain. tape. rhythm. meterage. calibration. dimensions.
-
gauge
-
Stichmass
-
Jauge, calibre
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|