|
mekan
-
Yer, bulunulan yer.
-
Yer, bulunulan yer.
-
Ev, yurt.
-
Uzay.
-
Bk. uzay
-
Bk. yer
-
locality.
-
[Mekan] n. place, space, site, locality, hangout
-
Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk, feza, mekân.
-
Bütün gök cisimlerinin içinde bulunduğu sınırsız boşluk.
-
Üçüuzaysal ve biri zamansal olmak üzere dört-boyutlu sınırsız sürem.
-
İçinde bir cismin bulunabileceği yerlerin tümünü gösteren kavram, bütün var olanları içinde bulunduran şey. // Felsefenin temel bir kavramı olarak daha eski Yunan atomcularında bile vardır. Bununla birlikteuzayın özü ve gerçekliği bakımından ne olduğu, kendinde bir varlığı olup olmadığı, yalnızca öznel bir şey mi olduğu, nesnelerden önce mi, yoksa onlarla birlikte mi bir gerçekliği olduğu, sonlu mu, sonsuz mu olduğu gibi sorularlauzay, felsefenin en çok tartışılan sorunlarından biridir. Günümüzün felsefe, matematik-doğabilimi ve ruhbilim tartışmalarında değişikuzay kavramları ortaya çıkmıştır: 1- Matematikseluzay: Algılanmaya gereksinme göstermez, yalnızca kavramlarla düşünülebilir, boyutları üçten çok olabilir. 2- Fizikseluzay: Gerçek nesnelerin düzenlenme biçimi. 3- Algıuzayı: Algının koşulu. 4- Yaşantıuzayı: Somut ben'le ilgili ve kişisel değerlemelerle belirlenmiş. 5- Fizikötesiuzay: Bilimlerden önce var olan veuzay algımızın,uzay yaşantımızın bağlılaşık kavramı.
-
Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk.
-
Spaceborne. space. the infinite.
-
Space. outer space. spatial.
-
Space. outer space.
-
space
-
Raum
-
espace
-
spatium
-
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân
Örnek:
İzinsiz bir yere gitmek ne haddime? M. Ş. Esendal
-
Gezinilen, ayakla basılan taban
Örnek:
Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu. H. Taner
-
Bulunulan, yaşanılan, oturulan şehir, kasaba, mahalle
-
Durum, konum, vaziyet.
-
Ülke, bölge.
-
Görev, makam
Örnek:
Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz? M. Ş. Esendal
-
Önem.
-
Yerküre.
-
Dışarıdaki çevirimlerin gerçekleştirildiği uzay.
-
location
-
Terraneous. earth. premises. footing. whereabouts. glebe. ground. locale. locality. location. locus. mother earth. place. position. post. quarter. room. seat. site. situation. situs. slot. space. spot. stand. standing. station. stead. terrain. ubiety.
-
Ground. earth. landmark. locality. location. place. point. position. room. seat. site. situation. space. spot. stand. station. stead.
-
Location. floor space. ground. land. lieu. locale. locality. locus. place. room. seat. slot. spot. spot of land. station. stead. terrain. way. world.
-
Aufnahmegelande, Aufnahmeort, Drehort, Schauplatz, Standort, Motiv, Originalmotiv
-
Heu
-
Önce, evvel (Eski Kullanım)
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|