|
layık
-
Nitelikleri, özü, hareketleri, davranışlarıyla bir şeyi elde etmeye hak kazanmış olan
Örnek:
Sevilmeye o herkesten fazla layıktır. P. Safa
-
Bir kimseye uygun olan, yaraşan.
-
Uygun, değer, yakışır.
-
Worthy. worthy of. worth. fit. fitting. deserving.
-
Worthy. deserving.
-
Deserving of. worthy of. suited to be. fit to be. suitable. appropriate. fit. fitting. proper. well- deserved. worthy.
-
Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet
Örnek:
Niteliğini kestiremediği müzmin iştahsızlıktan yorgun düşmüş. A. İlhan
-
Bir şeyin iyi veya kötü oluşu, kalite.
-
Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü, ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçebilen özellik, keyfiyet.
-
Sayısal olarak deyimlenemeyen ya da ölçülemeyen, ancak renk, koku, tad gibi görünümleriyle bilinerek tanınan özellik.
-
Qualitative. quality. eligibility. attribution. qualification. character. kind. characteristic. attribute. composition. essence. hallmark. plate-mark. property. stamp.
-
Attribute. character. point. property. qualification. quality. ring. stamp. feature.
-
Quality. attribute. characteristic.
-
quality
-
Begschaffenheit
-
qualité
-
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun, varoluş karşıtı
Örnek:
Bütün gün genç kızlar ilahiler söylemişlerdi. Ç. Altan
-
"Kendine, kendi kendini" anlamlarında birleşik kelimeler türeten bir söz.
-
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa, zübde.
-
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça.
-
Kendi, zat
Örnek:
Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme. Karacaoğlan
-
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
Örnek:
Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde. A. Gündüz
-
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm.
-
Kan bağı ile bağlı olan, üvey olmayan
Örnek:
Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı. R. N. Güntekin
-
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı.
-
Dere, çay.
-
Sulak, verimli yer.
-
1- Varlığın aslını kuran şey; temelözellik. Karşıtı bk. ilinek. 2- Bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu olgusu; bir şeyi o şey yapan, öyle oluşunu sağlayan şey; bir varlığın yapısını kuran şey. Karşıtı bk. varoluş. 3- Kalıcı, değişmez olan, gelip geçici olmayan, her zaman var olmakta olan varlık. Karşıtı: Değişen, değişmekte olan varlıklar. 4- Bir şeyin bireysel ve gerçek olan kendineözgü biçimi; kendineözgü belirtisi. 5- Fizikötesinin konusu olarak: Kendinde varlık. Karşıtı bk. görüngü. 6- İç, çekirdek. Karşıtı: dış, kabuk.
-
bkz.özetçe,öz.
-
1. Embriyo. 2. Pulpa.
-
Compact. compendious. full. genuine. german. own. whole. self. marrow. essence. cream. substance. kernel. extract. essential oil. extraction. quintessence. distillate. distillation. content. core. elixir. entity. epitome. gist. goodness. heartbeat. m.
-
Base. compendious. core. essence. essential. extract. gist. guarded. guts. kernel. marrow. meat. nucleus. pith. self. soul. spirit. substance.
-
Core. element. elementary. essence. heart. marrow. nucleus. self. substance. sum. abstract. summary. extract. plasma. medulla. pith. germ. syllabus. synopsis. category. kern. origin. digest. proper. specific. special. private. personal. privy. original. g.
-
essence
-
embryo
-
essence
-
essentia
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|