|
kutup
-
Yer yuvarlağının, Ekvator'dan en uzak olan yer ekseninin geçtiği varsayılan iki noktasından her biri
Örnek:
Kutuplara gitmeği bile çok düşündüm. P. Safa
-
Birbiriyle karşıt olan şeylerden her biri
-
Gök küresinin, dolayında döndüğü varsayılan eksenin iki ucundan her biri.
-
Elektrik akımını oluşturan gerilim ayrılığının en yüksek dereceyi bulduğu iki noktadan her biri.
-
Bir mıknatıs demirinin iki ucundan her biri.
-
Bir konuda yüksek bilgisi ve yetkisi olan kimse
-
Bir gökcisminin, gökküresinin, bir yıldızlar topluluğunu içine alan bir dizgenin dönme ekseninin bu cismi, küreyi ya da dizgeyi deldiği iki noktadan her biri.
-
Bk. eksenucu
-
Bk. ucay
-
Bk. karşıtuç
-
Bk. uç
-
Polar. pole.
-
Pole. terminal. polar.
-
Axle. an authority.
-
Pole
-
Pôle
eksenucu (nedir)
-
Bir gökcismi ekseninin eşlek düzlemine dikey olarak özekten geçip yuvarı deldiği varsayılan iki nokta; Kuzey ve güneyeksenucu.
-
Pole
-
Pôle
-
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân
Örnek:
İzinsiz bir yere gitmek ne haddime? M. Ş. Esendal
-
Gezinilen, ayakla basılan taban
Örnek:
Ayıp bir şey gördü mü kulaklarına kadar kızarıyor, gözünü yerde bir noktaya dikip öylece kalakalıyordu. H. Taner
-
Bulunulan, yaşanılan, oturulan şehir, kasaba, mahalle
-
Durum, konum, vaziyet.
-
Ülke, bölge.
-
Görev, makam
Örnek:
Askerden gelirse bakalım bir yere yerleştirebilecek miyiz? M. Ş. Esendal
-
Önem.
-
Yerküre.
-
Dışarıdaki çevirimlerin gerçekleştirildiği uzay.
-
Location
-
Terraneous. earth. premises. footing. whereabouts. glebe. ground. locale. locality. location. locus. mother earth. place. position. post. quarter. room. seat. site. situation. situs. slot. space. spot. stand. standing. station. stead. terrain. ubiety.
-
Ground. earth. landmark. locality. location. place. point. position. room. seat. site. situation. space. spot. stand. station. stead.
-
Location. floor space. ground. land. lieu. locale. locality. locus. place. room. seat. slot. spot. spot of land. station. stead. terrain. way. world.
-
Aufnahmegelande, Aufnahmeort, Drehort, Schauplatz, Standort, Motiv, Originalmotiv
-
Heu
-
Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan, ırak, yakın karşıtı
Örnek:
Mualla, uzaklardan bir ses duyar gibi oldu. P. Safa
-
Arada çok zaman bulunan.
-
Eli, gücü veya hükmü yetişmez.
-
İhtimali az olan.
-
Ayrı, birbiriyle yakın ilgisi olmayan
Örnek:
Ne iyi! Sizinle birlikte uzak şeylerden bahsedebileceğiz. P. Safa
-
Yer.
-
Uzak yer.
-
Far. distant. remote. out-of-the-way. faraway. off. back. far-off. outlandish. outlying. recluse. standoffish. away. far away. far. afar. aloof. far off. insofar. off. a long way off.
-
Afar. aloof. back. cool. distant. far. faraway. farther. off. out. outlying. remote. far-off. off the beaten track. out-of-the-way. improbable. unlikely. outside. distance place. far off. distant place. the distance.
-
Remote. far. out- of-reach. outlandish. wide.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|